Akaryakıt Kaçakçılığıyla Mücadele Kanun Çalıştayı Yapıldı

Akaryakıt Kaçakçılığıyla Mücadele Kanun Çalıştayı Yapıldı

04.07.2012

Akaryakıt Kaçakçılığıyla Mücadele Kanun Çalıştayı Bolu Abant'ta Yapıldı

Akaryakıt Kaçakçılığıyla Mücadele: Sorunlar, Hukuki Boyut ve Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Çalıştayı Bolu Abant'ta gerçekleştirildi. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı'nın katılımı ve açılış konuşmasıyla başlayan çalıştaya kaçakçılıkla mücadele eden dört kolluk kuvveti; Gümrükler Muhafaza, Polis, Jandarma ve Sahil Güvenlik temsilcilerinin yanı sıra Yargıtay Ceza Dairesi Başkanları, Yargıtay Üyeleri, Adli ve İdari Mahkeme Hâkimleri, Savcıları, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Enerji Bakanlığı ve EPDK'dan yetkililer de iştirak etti.

 

Çalıştay'a Sayın Çiğdem Çamurdan da konuşmacı olarak katıldı. Birçok dernek, kurum ve kuruluşlarda aktif üyeliklerde bulunan ve halen Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Hukuk Müşaviri olarak görev yapan Sayın Çiğdem Çamurdan; kaçakçılıkla mücadelenin Türkiye'deki mevzuat tarihi hakkında bilgiler vererek başladığı sunumuna, uygulamada yaşanan sorunlar ve çözüm yolları üzerine değerlendirmelerde bulunarak son verdi. Çamurdan konuşmasında;

"İki gündür kaçakçılıkla mücadele, akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili sunumlar yapılıyor. Önce ben kaçakçılıkla mücadelenin Türkiye’deki mevzuat tarihinden bahsetmek istiyorum çok kısaca. İlk kanun 1927 tarihinde, 1929 tarihinde ikinci kanun çıkıyor, 1932 tarih ve 1918 Sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Kanun bütün eleştirilere rağmen tam 71 yıl uygulanıyor. Kanunla ilgili Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerine ilişkin bir kanun olması, cezaların çok ağır olması, çok ağır hükümler getirmesi nedeniyle yapılan eleştiriler 4926 Sayılı Kanunun hazırlanması sonucunu doğurdu. 4926 Sayılı Kanun, ekonomik suça ekonomik ceza prensibiyle hazırlandı. Ancak bundan tam 4 yıl sonra 2005 tarihinde, 4 yıl da değil hatta, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu yürürlüğe girdi. Ve iki kanunda da bu kanunun genel hükümlerinin özel ceza kanunlarında da uygulanacağına dair hükümler olduğundan 4926 Sayılı Kanunun Türk Ceza Kanunu’na ve Kabahatler Kanunu’na uyumlaştırılması gerekliliği doğdu. Konuşmacılar ceza kanunlarının, kaçakçılıkla ilgili ceza kanunlarının sık değiştiği eleştirisinde bulundular, ama 5607 sayılı Kanunun 5237 ve 5326 sayılı Kanunlara uyum sağlanması nedeniyle çıkarıldığını burada açıklamak isterim. 5607 Sayılı Kanun’un 4926 Sayılı Kanun’dan en önemli farkı, ekonomik suça ekonomik ceza prensibinden vazgeçilmiş olmasıdır. Asıl önemli bir fark daha, 1918 Sayılı Kanun’da da, 4926 Sayılı Kanun’da da, kaçakçılık kanunu bir bütün olarak ele alınmıştır. Hem usul hükümleri, hem ceza hükümleri, müsadereye ilişkin özel hükümler, özel yargılama hükümleri, yetkili merciler hepsi ceza kanunundan ve diğer ceza içeren genel kanunlardan farklı hükümler içeriyor. Ama Türk Ceza Kanunu’ndaki “bu kanunun genel hükümleri özel kanunlarda da uygulanır” hükmü nedeniyle 5607 Sayılı yasada Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerinde yer alan hususlara yer verilmedi, bu da aslında gümrük idarelerinin alışkın olduğu bir uygulamaya son vermiş oldu. Gümrük idareleri de, uygulayıcılar da, adli kolluk birimleri de, hatta hakimler ve savcılar da kaçakçılık kanununun bir bütün olmasına ve özelliği olan bir kanun olmasına alışmışlardı. Ama şimdi gümrük idareleri de çok büyük sıkıntı çekiyorlar. Eskiden bir tek kanunumuz vardı, 1918’i açarsın bakarsın, orada zamanaşımı da vardır, usul hükümleri de vardır, müsadere, yakalama birimleri de vardır. Başka bir kanuna bakmaya ihtiyacınız yoktur. Ama 5607 Sayılı Kanunda hem 5607 Sayılı Kanunu inceleyeceksiniz, Türk Ceza Kanunu’nu bileceksiniz, Ceza Muhakemesi Kanunu’nu bileceksiniz, Kabahatler Kanunu’nu bileceksiniz ve bunların birbirleriyle olan ilişkilerine vakıf olacaksınız ki, kaçakçılık kanununu tam olarak uygulama imkanınız olsun.

Uygulamada ortaya çıkan sorunları 2 başlıkta toplamayı uygun gördüm. Birincisi; kanun metninden doğan sorunlar. İkincisi; kanunun uygulanmasından ortaya çıkan sorunlar. Kanunun metninden doğan sorunlar, aslında 5607 Sayılı Kanun hazırlanırken gümrük idaresinin bütün itirazlarına rağmen bazı hükümleri değiştirmemize izin verilmedi. Hem komisyon çalışmaları sırasında, hem de alt komisyonlarda, sunumunda Seyfettin Bey de bahsetti. 5015 Sayılı Kanun’da yer alan kaçak petrolle ilgili hüküm alt komisyonda 1 kez değil, tam 2 kez Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na alınmasına rağmen İçişleri Bakanlığınca bu konuda hayır, bu ayrı bir kanunda yer alacak dendi. İki kanun da aynı anda hazırlanıyordu, 5015 Sayılı Kanun o ara bizden biraz daha öndeydi, gündeme alınmak üzereydi, bizimki daha komisyondaydı. Bu nedenle 5015 Sayılı Kanun’a kaçak petrolle ilgili hükümler konuldu. Aslında bizim de görüşümüz, kaçakçılık içeren hükümlerin tek bir kanunda toplanmasıdır. 5607 Sayılı Kanun’da yer alan kabahat fiilleri, bu arada 5607 hazırlanırken eleştiri doğru, kabahat fiilleriyle suç fiilleri ayrılmadan tek bir maddede düzenlendi, bunun da büyük eleştiri konusu olduğunun farkındayız. 5607 Sayılı Kanun’da yer alan kabahat fiillerinin çoğu, aynı zamanda 4458 Sayılı Kanunda da yer alıyor. Eskiden Gümrük Yönetmeliğinde 722 nci maddemiz vardı, o maddede diyordu ki, önce gümrük kanunlarıyla ceza alınır, idari para cezası, eğer suçun kaçakçılık içerdiği ya da daha ağır bir suç içerdiği düşünülüyorsa suç duyurusunda bulunulur. Fail daha ayrı bir cezaya çarptırılırsa bu gümrükçe alınmış olan ceza kendisine iade edilir. Burada bir fiile iki ayrı ceza uygulanıyor bunu kaldıralım diye 722 nci madde Gümrük Yönetmeliğinden kaldırıldı, ama uygulama ortadan kalkmadı. Hala gümrük müdürlükleri önce 4458 Sayılı Kanun’a göre idari para cezasını veriyor, fakat 722 nci madde olmadığı için para emanet hesabına alınmıyor, bu direkt Hazine’ye gelir kaydediliyor, arkasından suç duyurusunda bulunuluyor. 4458 Sayılı Kanun’daki kabahat fiilleriyle, 5607 Sayılı Kanun’daki kabahat fiillerinin iki önemli farkı var, birbirinden ayırmak için aslında yapılmış durumda. 5607’ye açıkça bu kanunda yer alan kabahatlerin ancak kasten işlenebileceği hükmü kondu. 4458 Sayılı Kanun’da da bunların taksirle işlenmesi yeterli, kasıt aranmıyor. Ancak gümrük idareleri kasıt unsurunu ancak hakimler ve savcılar takdir edebilir gerekçesiyle yine eski uygulamayı devam ettiriyorlar ve hem 4458 Sayılı Kanun’a göre idari para cezalarını tahsil edip Hazine’ye gelir kaydediyorlar, hem de suç duyurusunda bulunuyorlar. Eğer savcı da suç duyurusunu haklı görürse kamu davasının açılmasına böylece bir fiil nedeniyle aslında iki ayrı dava sürecinin işlemesine neden olunuyor.

Bakanlığımızda dava sayılarımızın yüksekliğiyle ilgili olarak yapılan bir komisyon çalışmasında, bu arada dava sayımıza ilişkin olarak da bilgi vermek istiyorum. Şu an itibariyle 150 bini aşmış durumda dava sayımız bütün Türkiye çapında. 160 binleri şu anlarda bulduğunu zannediyorum, bunun 70 bini kaçakçılık davası. Bunları 4353 Sayılı Kanun gereğince Hazine avukatları takip ediyordu, zorunluluktu 4353 Sayılı Kanun gereği, adli davalarımızı kendimizin takip etmesi mümkün değildi. Hazine avukatının olduğu yerlerde Hazine avukatları takip ediyor. Hazine avukatları gümrük idarelerine bilgi vermiyor. Gümrük idareleri ve dolayısıyla da Bakanlığımız hukuk müşavirliği olarak kaçakçılık davalarının nasıl takip edildiğini, nasıl savunulduğunu, takip edilip edilmediğini bilmiyoruz. Ama 640 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile teşkilatımız yeni bir yapılandırma içinde. Biliyorsunuz 4353 Sayılı Kanun da kaldırıldı. Bu süreçte avukat sayımızı tamamlayarak Hazine avukatlarının takip ettiği davaları da mümkün olduğu ölçüde taşrada istihdam edeceğimiz avukatlar eliyle kendimiz takip edeceğiz. Zannediyorum hakim ve savcı arkadaşlarımızın bu konudaki sıkıntıları, davayı takipteki sıkıntılarımız da bir ölçüde giderilmiş olacak. Bu dava sayılarıyla ilgili başladığımız çalışmada hem 4458 Sayılı Kanun’da hem de kaçakçılık kanunundaki kabahat bilgilerinin tek bir kanunda birleştirilmesi ve dava sayımızın en azından biraz daha azaltılması, yargının yükünün azaltılması amacıyla bir kanun taslağı hazırlandı. Bu kanun taslağının amacı, 5607 Sayılı Kanun’da yer alan bütün kabahat fiillerinin, yolcu beraberindeki eşyalarla ilgili olanlar da dahil olmak üzere gümrük kanununa alınması ve gümrük kanunundaki diğer idari para cezaları gibi gümrük idarelerinin vereceği, gümrük idarelerine itiraz edilen ve idari yargıyla sonuçlanan ve aynı usul ve esaslara tabi kabahatler olarak düzenlenmesini sağlamak. Şu anda mevzuatın sadeleştirilmesi amacıyla yaptığımız bu taslak kurum görüşlerine sunuldu. Ancak gelen görüşlerde taslağın bir kez daha değerlendirmesine yönelik eleştiriler fazla olduğu için tekrar bir komisyon kurulacak, o komisyon çalışmalarından sonra inşallah taslağa son şekli vererek yasalaşması için Başbakanlığa öneride bulunulacak.

Kanunun metninden kaynaklanan en önemli sorunlarımız aslında 4458 Sayılı Kanun’da değişik yaptığımız 5911 Sayılı Kanunla giderildi. İtirazlarımıza rağmen bazı hükümlerin kaldığını söylemiştim. Bunlardan birincisi, 3 üncü maddenin son fıkrasındaki teşebbüs hükmüydü. Kanunun son fıkrasında daha önceki hükümde sadece 10 uncu fıkradaki kabahatin ve teşebbüsün tam bir şekilde cezalandırılacağı yazıyordu. Halbuki Kabahatler Kanunu gereğince teşebbüsün cezalandırılması için kanunda açık hüküm bulunması gerekiyor. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin de sonradan uyarıları oldu, ceza veremiyoruz, diğer fıkralarda yer alan kabahat fiillerinde teşebbüs söz konusu olduğunda ceza verme imkanımız olmuyor diye. Ve 5911 Sayılı Kanun’a ekleyerek oradaki sadece 10 uncu fıkrada yer alan kabahat fiilleri ibaresi çıkarıldı ve bütün kabahatler için teşebbüsün tam bir şekilde cezalandırılabileceğine ilişkin hüküm konularak kanunun bir aksaklığı düzeltilmiş oldu.

Hakim Bey’in bahsettiği, gümrük idaresinin tekerrür kayıtlarını tutacağına ilişkin hükmü de 5911 Sayılı Kanun ile çıkarttık. Baştan beri zaten o maddeye itiraz ediyorduk. Savcılar para cezasını veriyor, UYAP’ta bunun kayıtları var, ama kayıtları gümrük idaresi tutacak, kayıtları gümrük idaresinin tutmasına imkan yok, bizim de UYAP ile bir bağlantı sağlamamız gerekiyordu. O hüküm de 5911 Sayılı Kanun’la çıkarıldı. Şu anda en büyük sorunumuz özellikle uygulamadan kaynaklanan ama tabi ki kanunun maddelerinde de bir yanlışlık olarak yer alan, failin ithal eden veya ihraç eden olarak tanımlanmış olması. Özellikle 3 üncü maddenin 1 inci fıkrasında eşyanın belirlenen gümrük kapıları dışından Türkiye’ye ithal edilmesi halinde bazı savcı arkadaşlarımızın ve hakimlerimizin bunun ithal işlemini yapan olarak algıladıklarını görüyoruz. Halbuki maddenin devamında eşyanın belirlenen gümrük kapıları dışından ithal edilmesi diyor. Gümrük kapıları dışından ithalat işlemi yasal bir işlem olmayacağına göre, buradaki ithal eden ifadesinin aslında yurt içine sokan anlamında anlaşılması gerekiyor. Bu konuda bir tereddüt oluşturduğu doğru, onun için eğer bu konuda bir taslak hazırlanacaksa bu ifadelerin de değiştirilmesi gerekiyor.

Kanunun uygulanmasında ortaya çıkan sorunları da 5 başlık altında size sunacağım.

Birincisi; para cezalarının infazı.

İkincisi; hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları.

Üçüncü olarak, 5015 Sayılı Petrol Piyasası Kanunu, 2 gündür zaten yeterince bahsedildi.

4733 Sayılı Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun.

Ve son olarak da son zamanlarda özellikle sık sık uygulama sorunları çektiğimiz internet üzerinden yapılan kaçak eşya satışları.

4926 Sayılı Kanun’da gümrük idarelerine bir görev verilmişti. Gümrük idareleri, idari para cezalarını tahsil etmekle görevli kılınmıştı 28 nci maddeyle. Bu madde gereğince de 4926 Sayılı Kanun uyarınca verilen para cezaları Müsteşarlığımızca, o zamanki Gümrük Müsteşarlığı’nca tahsil edilmekteydi. Ama 5607 Sayılı Kanun’da buna benzer bir madde yok, gümrük idarelerine böyle bir yetki verilmiş durumda değil. Bu nedenle de 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 31.03.2007 tarihinden itibaren gümrük idarelerinin para cezalarına ilişkin ilanları takip ve tasnif etme yetkisi bulunmamaktadır. Fakat savcılıklarımızdan bu konuda hala idari para cezalarının tahsil edilmek üzere gümrük idarelerine gönderildiğini gördük, 2009 yılından bu yana Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’yle 5’er kez yazıştık. 2 yazımız uygun görülerek savcılara bilgilendirme, bütün Cumhuriyet savcılarına bilgilendirme amacıyla gönderildi, bu cezalar için önce 4926’yı uygulama yetkisi yoktur diye istedik, gelen yazılar öyleydi çünkü savcılıklardan. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 4926 Sayılı Kanuna göre verilen ilanları gümrük idarelerinin takip etme yetkisi kalmamıştır diye yazı gönderdi. Sonra bir baktık 1918 Sayılı Kanun’a ilişkin hala idare para cezaları gümrük idarelerine tahsil için gönderiliyor. Arkasından bunlar tazmini nitelikteki idari para cezalarıdır bilgisiyle tekrar gümrük idarelerine gönderilmeye başladı. HSYK’nın yeni çıkardığı 18.10.2001 tarih ve 6 Sayılı bir genelge var. O genelgede de idari para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların  ilgisine göre mahkeme veya Cumhuriyet baş savcılığı tarafından 6183 Sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere en büyük mal memurluğuna, mahallin en büyük mal memurluğuna gönderilmesi söyleniyor. En son Adalet Bakanlığına 08.07.2011 tarihinde tekrar yazı yazarak konunun bir kez daha duyurulmasını istemiştik. Buna bir cevap almadık, ama HSYK’nın bu genelgesi sonunda inşallah bundan sonra bu tür bir sorunla karşılaşmayacağımızı düşünüyorum.

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında da aslında 2 gündür bahsedildi, ben de bahsedeceğim. Burada hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için kanunda çok açık olarak mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerektiği belirtilmesine rağmen bu ya gümrük idarelerine sorulmuyor ya da ilginç bazen kararlar geliyor. Bir kararda kamu zararının denetimli serbestlik süresi içinde aylık taksitlerle karşılanması şartı getirilmiş, para tahsil edilmemiş bizim tarafımızca. Mahkeme kararında böyle bir hüküm olduğu için, savcıların da bu amme alacağını tahsil etme yükümlülüğü yok. Gümrük idaresine göndermiş, bu zararı taksitler halinde tahsil edin diye. Denetimin serbestlik süresi 5 yıl verilmiş, sanık yabancı bir şahıs, aracın iadesine karar verilmiş sanığa, sanık zaten Gürcistan’dan gelmiş, Gürcistan’a dönmüş aracını almış, bizden bunu tahsil etmemiz bekleniyor, bu kararın yanlış olduğunu ve bu konulara dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bazen de eşyayla ilgili olarak özellikle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarında, ya eşyalarla ilgili hiç karar verilmiyor o zaman ceza kanunu hükmün gereğince müsadere için ayrı bir talepte bulunma imkanımız var. Ama bazen de müsadereye karar veriliyor, ama müsadere hükmünün hükmün açıklanması veya davanın düşmesi kararının verilmesine kadar bekletilmesine karar veriliyor. El konulmuş bir eşyanın 5 yıl bekletilmesinin zorluklarını takdirlerinize sunuyorum.

5015 Sayılı Petrol Piyasası Kanunu’yla ilgili olarak değişik görüşler ileriye sürüldü, Seyfettin Bey, özellikle yurt dışından, geçerken yakalananların 5607’ye, yurt içinde yakalananların 5015’e gireceği yönündeki görüşünü iletti, Kerem Bey ise tersi bir görüş, her türlü kaçak petrolün 5015 Sayılı Kanun’un 2/21 maddesi gereğince 5015 Sayılı Kanun’a göre cezalandırılması gerektiğini söyledi. Ben başka bir açıdan bu görüşün tersindeyim, tabi Seyfettin Bey’le aynı düşünüyorum.

5607  sayılı Kanunda ve 5015 sayılı Kanunda kaçak olan petrol ve petrol ürünleri ayrı bir şekilde belirlenmiş. Bir de kanunun tanımına bakmamız ve amacına bakmamız gerektiğini düşünüyorum. 5015 Sayılı Petrol Piyasası Kanunu yalnızca bir piyasa düzenleme kanunudur, bir ceza kanunu değildir. Kaçakçılıkla mücadele ya da kaçakçılığı önleme amaçlı bir kanun değildir. Ve kanunun amacında, bu kanunun amacı, yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olan petrolün bu tabi yurt içi ve yurt dışı kaynaklardan temin olunan kaçak petrolü kapsamıyor, yasal olarak temin olunan petrolün doğrudan veya işlenerek güvenli ve ekonomik olarak rekabet ortamı içerisinde kullanıcılara sunumuna ilişkin piyasa faaliyetlerinin şeffaf, eşitlikçi ve istikrarlı biçimde sürdürülmesi için yönlendirme, gözetim ve denetim faaliyetlerinin düzenlenmesini sağlamaktır diyor. Aslında tabi gönül isterdi ki, alt komisyon çalışmaları sırasında itirazlarımız kabul edilebilsin ve 5015 Sayılı Kanun’a kaçak petrol tanımı konulmasın, kaçak petrolle ilgili hükümler 5607 Sayılı Kanun’da yer alsın ve bu uygulamalar, sorunlar ortaya çıkmasın. Ama şimdi de bence bir kanun değişikliğine gerek kalmadan sayın hakimlerimizin ve Yargıtay değerli üyelerinin yorumlarıyla bunun uygulaması yine doğal şekilde yapılabilir diye düşünüyorum. Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu tektir ve aslında kaçak dediğimiz olay, yurt dışından yurt içine getirilen harici kaçakçılıktır. 5015 Sayılı Kanun’da yer alan marker içermeyen petrol ya da yurt içinde işte birbirlerine katılarak elde edilen petrol, kaçak petrol değil kaçakçılık anlamında. Bu bir usulsüzlük olayı. Aslında tanımda bir yanlışlık var, bunların kaçak petrol olarak nitelendirilmemesi gerekiyordu. Bunlar isim belirtilmeden, işte ulusal marker içermeyen petrol yakalanırsa şu kadar ceza verilebilirdi, ama kaçak petrol diye adlandırıldığı zaman hem uygulamacılarımızda, hem idarecilerimizde hem de savcıların ve hakimlerin kafalarında tabi ki bir tereddüt oluşuyor. Ama bizim isteğimiz ve talebimiz sizden kaçak petrol eğer yurt dışından girerken yakalanmışsa ya da yurt dışından girdiği ispat edilmişse, yurt dışından yurda kaçak olarak girdiği ispatlanmışsa, bunun yeri 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’dur. 5015 Sayılı Kanun sadece bir piyasa düzenleme kanunu olduğu için burada işte marker içermeyen, Kuruldan izin alınmadan birleştirilen, satılan ve kanunun maddelerinin diğer bentlerinde sayılan ifadelerin anlaşılması gerektiğini düşünüyoruz.

5015 Sayılı Kanun’un 13 üncü maddesinin son fıkrasında kurumun yetkilerine ilişkin olarak açılan davalara müdahil olabilir hükmü var. Müdahil olur yazmıyor dikkat ederseniz, müdahil olabilir. Yönetmeliğinde müdahil olur hükmü vardı EPDK’nın, bunu yönetmelikten kaldırdılar ve gümrük idarelerinin müdahil olması için gümrük idarelerine taleplerde bulunmaya başladılar. Ama 5607 Sayılı Kanun’da gümrük idaresinin müdahil olabileceği davalar sınırlanmış, bu kanunda yer alan fiillere diyor. Bu kanunda yer almayan 5015 Sayılı Kanun’da yer alan, 4733 Sayılı Kanun’da yer alan ya da herhangi bir kurumun kanunda yer alan kaçakçılık diye adlandırılan -ki bizce kaçakçılık olmayan- fiillere ilişkin açılan davalarda kurumumuzun etkisi yok. İstemediğimizden değil, biz bu hususu 5607 Sayılı Kanun’a göre yetkisiz olduğumuzu, 5015’e göre açılan davalara katılamayacağımızı hem muhakemat müdürlüklerine, hem BAHUM’a hem de Adalet Bakanlığı’na bildirdik, ama bu konuda hala sonuç alamadık ve hala bize müdahale olun talepleri geliyor, hala 5015’e karşı açılan davalarda kurumumuzun müdahil olarak davaya kabul edildiğini görüyoruz.

Burada maddeyi görüyorsunuz 18 nci madde. Bu kanunda tanımlanan suçlar dolayısıyla açılan davalar diye açıkça belirtiliyor. 4733 Sayılı Kanun’da da aynı sıkıntımız söz konusu. 4733 Sayılı Kanun, aslında Yargıtay da bu konuda kararını vermiş durumda. Açıkça içerideki usulsüz fiillerden bahsediyor. 4733 Sayılı Kanun’un da amacına baktığımızda tütün ve tütün mamullerinin Türkiye’de üretimine, iç ve dış, alım ve satımına ilişkin usul ve esasları düzenlemek olarak belirlendiğini görüyoruz. Burada kaçakçılık ya da kaçakçılık içeren fiillere ilişkin en ufak bir amaç ya da kapsam maddesi yok. Zaten 4733’te yer alanlar da, işte bandrol taşımayanlar, o bandrolü üretenler ya da bandrolsüz olarak piyasaya sürenlere ceza verildiği görülüyor. 5607 Sayılı Kanun’a yapılan tek atıf 4733 Sayılı Kanun’da 8 nci maddede bu fıkrada belirtilen ürünlere el konulması, muhafazası ve tasfiyesiyle bunları ihbar edenlere ve yakalayan kamu görevlilerine ikramiye ödenmesi hususlarında 5607 Sayılı Kanun uygulanır hükmü. Yine burada da 8 nci madde gereğince müdahil idare Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu, idari para cezası vermeye yetkili idare Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu. Oysa 5607 Sayılı Kanun’un 18 nci maddesi gereğince 4733 Sayılı aykırılık nedeniyle açılmış davalarda da Bakanlığımızın müdahil olma görev ve yetkisi bulunmamaktadır.

Mahkemelerden gelen yazılardan bahsettim. En son 21.07.2011 tarihinde Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne bu konunun mahkemelere ve savcıların dikkatine sunulması konusunda tekrar talepte bulunduk. Ancak görev değişikliği nedeniyle Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu’ndan 23.09.2011 tarihinde bir yazı aldık. Bu konuda hakimlere ve savcılara talimat iletilmesinin mümkün olmadığını, sorunun yasa ve yargı yoluyla çözülmesinin uygun olacağı yönünde görüş bildirildi.

Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu hukuk müşavirliğinin 2009 yılında yazdığı bir yazı Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nce uygun bulunarak tüm Cumhuriyet savcılarına duyuru olarak bildirildi. Buna göre, 4733 Sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin 4 üncü fıkrası uyarınca el konulan tütün, tütün mamulü, alkol ve alkollü içkiler ile izinsiz veya sahte alkol, içki üretimine ilişkin her türlü eşyanın 5607 Sayılı Kanun’un 11 nci maddesindeki esas ve usullere göre muhafaza edilmesi yolunda bir duyuru yapıldı. Yalnız 4733 Sayılı Kanun’un 8 inci maddesinin 4 üncü fıkrasında her türlü eşyadan bahsetmiyor, yalnızca ürünlerden bahsediyor. Halbuki bize teslim edilen, bu yazı nedeniyle bize teslim edilmek istenilen eşyalar, kaçak tütün, kaçak içki imalinde kullanılan eşyalar. Sadece ürünleri değil, imalde kullanılan eşya ve araçları da gümrük idarelerine teslim etmeye çalışıyorlar, bunun da kanuna aykırı olduğunu düşünüyoruz, çünkü kanunda sadece ürünlerden bahsediyor, ürünlerin muhafazasından bahsediyor. Bu yazının tekrar değerlendirilmesi için 2009 tarihinde tekrar Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne bir yazı yazdık, ama bugüne kadar henüz cevap gelmedi, herhalde HSYK’dan gelecek cevap büyük ihtimalle  bu konuda duyuru yapmamıza yoktur diye gelecek zannediyorum. Ceza İşlerince taleplerimiz dikkate alınıyor ve sıkıntıların çözülmesi konusunda savcılıklarımıza duyuru yapılması talebimiz kabul ediliyordu.

En son konumuz, internet üzerinden yapılan kaçak eşya satışları. İnternet üzerinden satış yapan sitelerle ilgili Bakanlığımıza ulaşan yazılarda, uygulamada iki türlü işlem yapıldığını görüyoruz. Bazı gümrük idareleri yalnızca satış yapan kişi hakkında suç duyurusunda bulunuyor, bazı gümrük idareleri ise site sahipleri hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Bu konuda bir uygulama birliği sağlamak için hukuk müşavirliğimizden mütalaa istendiğinde Yargıtay 7. Ceza Dairesi 22.02.2010 tarihinde bir karar verdiği için ve bu kararda da 39 uncu madde uyarınca Türk Ceza Kanunu’nun suça iştirak fiili, suça yardım fiili oluşmuştur gerekçesiyle gelen mahkeme kararı bozulduğu ve bunun dışında bir karar verilmediği için biz de mütalaa olarak Yargıtay 7. Ceza Dairesi bu konudaki içtihatlarını değiştirene kadar, kararını değiştirene kadar site sahipleri hakkında da suç duyurusunda bulunulmasının uygun olacağı yönünde görüş verdik. Ama 5651 Sayılı yasada içerik sağlayıcı ve yer sağlayıcının sorumluluklarında, bağlantı sağladığı başkasına ait içerikten sorumlu olmadığını belirtiyor içerik sağlayıcının. Yer sağlayıcının ise içerikten sorumlu olmadığına, sadece eğer kendisine bildirildiğinde teknik olarak imkan bulunduğu ölçüde hukuka aykırı içeriği yayından kaldırılmakla hükümlü olduğuna dair hükümler var. 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu 3 üncü maddesinin 5 nci fıkrasında suça iştirak etmeksizin kaçak olarak nitelenen eşyayı bilerek ve ticari amaçlı satın alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan ibaresinde gümrük idarelerimiz site sahiplerinin satışa arz eden olarak yorumlanması gerektiğini ileri sürüyorlar. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yardım etme başlıklı 39 uncu maddesi de slaytta görülüyor. Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde alıcı ve satıcıları bir araya getirerek bir alışveriş platformu sağlayan site sahipleri hakkında 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet suçu nedeniyle suç duyurusunda bulunabilmesi için bağlantı sağladığı içeriği benimsediği ve kullanıcının söz konusu içeriğe ulaşmasını amaçladığının bilerek kaçak eşya satışının arzını sağladığının veya suçun işlenmesine yönelik yardımcı hareketlerde bulunduğunun ispat edilmesi gerekiyor. Gümrük idarelerinin bu hususları ispat etmesinin zorlukları göz önüne alındığında internet üzerinden yapılan kaçak eşya satışlarında site sahiplerinin önce sitelerinde yer alan firmalarca kaçak eşya satıldığına dair uyarılmaları ve içeriği kaldırmadıkları takdirde kaçakçılık suçuna iştirak nedeniyle suç duyurusunda bulunulmasının uygulamadaki problemleri çözeceği ve tereddütlerini gidereceği düşünüyoruz. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin de bu konuda bir an önce bir içtihat oluşturmasını ve uygulamaya yön vermesini bekliyoruz." şeklinde değerlendirmelerde bulundu

 

__amurdan.png

Yönetim Kurulu Üyeleri

İsimler için resme yaklaşın

  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder