"Türk Tipi Başkanlık Sistemi" Tasavvurumuz 4

  • Ana Sayfa
  • /
  • "Türk Tipi Başkanlık Sistemi" Tasavvurumuz 4

"Türk Tipi Başkanlık Sistemi" Tasavvurumuz 4

TÜRK TİPİ BAŞKANLIK SİSTEMİ : HÂKİKİ DEMOKRASİ KAPISININ ARALANIŞI / PARTİ YÖNETİCİLİĞİ SULTASININ SONU:
 
Türk Tipi Başkanlık sistemine karşı çıkanların bir bölümü, bu kadar yetkinin bir kişide toplanacak olmasının diktatörlüğe yol açacağını ileri sürüyorlar; tabii olarak Sayın Cumhurbaşkanını düşünerek…
 
Henüz sistem somutlaşmadığı için Başkan’a ne kadar yetki verileceğini bilmiyoruz. İşin esası yukarıdaki eleştiride “Bu kadar yetkinin bir kişide toplanması” gibi bir varsayımda bulunanlar da bilmiyorlar. Bu kişilere, “Ne kadar yetkinin?” sorusunu sorup utandırmayı es geçerek vehim yaptıkları kadar yetkinin de Başkan’a verildiğini varsayarak mukayese yapmaya başlıyoruz.
 
Türk Siyasî Tarihinin 1960 sonrası dönemine bakıldığı zaman ülkenin yaklaşık 50 yılına 4-5 siyasî figürün/liderin yön verdiğini görürüz. Bu kişilerin nerede ise tamamı da (üst bir makâma geçmemişler ise) hayatlarının son ânına kadar siyasî parti genel başkanlığı yapmışlardır. Seçim kazanmışlar, seçim kaybetmişler, hizip yemişler; ama yine de liderliği elden bırakmamışlardır. Kadrolarından bâzıları ile ihtilafa düşmüşler, partiden adam atmışlar, partiyi uzun yılların tapulu malları gibi kullanmışlardır. İmdi, Başkanlık için “Diktatörlük” diyen kişiler, partilerinin ve ülkenin 50 yılına belirli kişiler tarafından damga vurulmasını sağlayan sistemi demokratik olarak görmektedirler.
 
Bu sistem ile birisi üst üste 11 (yazı ile on bir) diğeri 7 (yazı ile yedi) seçim kaybetmiş iki lider, hâlâ başbakan namzedi olarak partilerinin başında oturabilmektedirler. Türk Tipi Başkanlık Sisteminde ise seçim kaybeden başkan adayının bir sonraki dönemde yeniden aday olması, görülecek şey değildir. 
Bu sistem içerisinde karşılaştırılacak olan şey zamana yayılmış bir hükmetme ile zaman ile sınırlandırılmış bir hükmetmenin karşılaştırılmasıdır. Türk Tipi Başkanlık sistemi içerisinde Başkan’a verilecek şu andaki belirsiz yetkinin, mevcut durumda Siyasî Partiler Kanunu ile Parti Genel Başkanına sağlanan yetkilerden daha fazlası olabileceğini düşünmek ciddiyet ve siyaset sınırlarını zorlayan bir iddia olur. Keza zaman ile sınırlanan Türk Tipi Başkanlık sisteminde, bir seçimde gösterilecek başarısızlığın bedelinin, bir daha aday olamamak gibi bir sonuç doğuracağı da ortadadır. Başkan olacak kişiye tanınacak yetkiler ne kadar fazla olursa olsun, 10 yıl ile sınırlanacağı için Başkan olacak kişilerden hiçbirisi ne Başkanlık makâmını ne de Devleti babasının tapulu malı gibi kullanamayacaktır.
 
“Ama 10 yıl boyunca babasının tapulu malı gibi kullanacak” diye aklından geçirecek ve eleştiri yöneltecek olanlara peşinen söylüyorum; Birincisi, 10 yıllık süreç, bu makama ancak alışmak için yeterli bir süreç olacaktır. Her kim olur ise olsun, tam sahipleneceği kadar alışkanlık elde ettiği süreçte Anayasa gereği görev süresi sona erecektir. İkincisi ise bugüne kadar gelip geçen kişiler de (Makamların en küçüğünden en büyüğüne) meşrebince bulundukları makamları babasının tapulu malı gibi kullanmışlardır. Eleştiri yöneltenlerin ileri süreceği bulunan makamı kullanma açısından bir değişiklik olmayacak ise ve fakat bu durum bir süre ile sınırlandırılacak ise bu sistemi desteklemekten daha iyi bir çıkar yol bulunmamaktadır.
 
Kaldı ki; Başkanlık sistemine destek çıkmak noktasında kaleme alınan bu yazı, Başkanlık sisteminin hâmisi olan Sayın Cumhurbaşkanının bu fikrini desteklemekten ziyâde, muhaliflerin menfaâti için kaleme alınmıştır; zira mevcut sistem içerisinde Sayın Cumhurbaşkanı’nın ikinci dönem Cumhurbaşkanlığı ile birlikte 2024’e kadar ülkenin ve milletin kaderini ellerinde tutacağı, millete ve memlekete hizmet edeceği âşikârdır. 2024’ten sonra da partisinin başına geçerek Parti Genel Başkanı ve Başbakan olarak istediği kadar sınırsız süre ile Başbakan olma ve uzun yıllar hüküm sürme imkânı vardır. 
 
Oysa, Başkanlık sisteminin gelmesi hâlinde bir kişinin en fazla iki dönem Başkan olacağı da nazara alınarak muhalif olan kişilerin iktidara gelme ihtimâlleri (Tayyip Bey siyaset sahnesinde olduğu sürece bunun kendileri açısından bir hayâl olduğu siyasetten anlayan herkesin kabulündedir.) belirecektir. Bu ihtimale dair verilecek mücadele kapsamında netice alamayan muhalif Başkan adayı olan liderin ise kendi kadroları içinde kaybedilen seçimin siyasî sorumluluğunu üzerine alarak bir kenara çekilmesi neticesinde yeni liderlerin ve kadroların önü açılacaktır. 
 
Bu sistem ile özellikle muhalif kadrolara bir dinamizmin gelecek olması da bu işin hiç hesapta olmayan faydalı tarafı olacaktır. Somut bir örnek üzerinden gidecek olur isek bu ülkede, bir Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybeden Ekmeleddin İhsanoğlu’nun bir daha böyle bir makâma aday olamayacağı ortadadır. Keza, muhalefet partileri liderlerinin de iktidara/Başkanlığa aday olarak kaybettiği bir seçim neticesinde hâlâ bu makamda oturmaları ancak hayâl olarak ortaya çıkabilecek bir durumdur.
 
Şu hâlde muhalefet partisi liderleri açısından hiç de iyi bir sistem olmayan Türk Tipi Başkanlık sistemi, ortaya çıkaracağı parti içi dinamizm açısından çok faydalı bir sistemdir. Zâten belirli bir süre ile sınırlanan Başkanlık Makâmının ortaya çıkaracağı hareketlenme ile parti içi dinamizmin önünü açacağı da nazara alınarak bu sistemin prensip olarak yanında durmak ülkenin ve milletin yararına olacaktır. 
 
Av. Çağdaş EKER
 

Yönetim Kurulu Üyeleri

İsimler için resme yaklaşın

  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder