DERNEKLER VE HUDER

DERNEKLER VE HUDER

DERNEKLER ve HUDER

 

Sivil toplum kuruluşları içerisinde yer alan dernek, en az yedi gerçek veya tüzel kişinin kanunlarla yasaklanmamış olan belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere oluşturduğu topluluktur. Dernekler topluma fayda sağlama saikiyle hareket etmek üzere kurulmuşlardır ve kazanç sağlama amacı güdemezler. Amaçları açısından bakıldığında dernekler iki kategoriye ayrılabilir: 1) Mesleki olmayan dernekler, 2) Mesleki dernekler. Mesleki olmayan dernekler herhangi bir mesleğin yararı için çalışmayıp, etkinlikleri genellikle politik, dinsel ve eğlencesel (recreational) alanda olan derneklerdir. Mesleki dernekler ise, yüksek derecede eğitim ve yeterlilik isteyen, özelleşmiş bir meslekte uğraş veren derneklerdir. Mesleki bir derneğin üyeliğine de salt o meslekten olan kişiler kabul edilir [1]. Yapılan ayrım, basit bir ayrım gibi görünse de derneğe üyelik ve derneğin faaliyet alanının çerçevesi bakımından son derece yerinde ve önemli bir ayrımdır. Bugün itibariyle Türkiye’de 109004 faal derneğin bulunduğu dikkate alındığında [2], bu derneklerin başka bir derneğin faaliyet alanına giren işlerde yer almaması ve üyelerinin belirli meslek grupları ile sınırlandırılması, mevcut ihtiyaçların tespiti bakımından kolaylık sağlayarak topluma sağlanan fayda bakımından daha hızlı netice alındığını ortaya çıkarmaktadır.

 

Türk tarihinde ilk kez Selçuklularda 12. yüzyılda vakıfların mülkiyetindeki tarımsal alanların merkezi otoritenin kontrolünden kurtulması ile bir sivil toplum kuruluşu türü olan vakıf ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devletinde ise esnaf birlikleri şeklindeki loncaların varlığı, tarikatlar gibi toplumda var olan dini örgütlenmeler yapısı itibariyle sivil toplum kuruluşlarına zemin olma özelliği taşımaktadır. Osmanlı Devletinde, devlet-toplum ilişkisi üç dönemde incelenmektedir. Birinci dönem; 16. yüzyıl öncesini kapsamakta olup, ekonomik alanda ahilik, lonca gibi esnaf kuruluşları, kültürel alanda ise başta tarikatlar olmak üzere dini topluluklar önemli rol oynamışlardır. İkinci dönem ise 16. yüzyıl sonrasıdır. Bu dönemde merkezi otorite sivil toplumun gelişmesine engel teşkil etmiştir. Üçüncü dönem ise 19. yüzyıldır. Bu dönemde Osmanlı modernleşmesi başlamış, hukuk, idare, ekonomi ve eğitim alanlarındaki reformlarda sivil toplum alanında canlanma sağlanmıştır [3]. Osmanlı Döneminde bugün anladığımız şekilde dernekler hukuku, 1908 tarihinde II. Meşrutiyetin ilanından sonra, 1909 tarihinde Cemiyetler Kanunu ile başlamıştır. Bu Kanun 1901 tarihli Fransız Dernekler Kanunu model alınarak hazırlanmıştır [4]. 1908 tarihli II. Meşrutiyet Anayasasının 120. maddesi de dernek kurma hakkıyla ilgiliydi. Söz konusu maddede; “…Osmanlılar hakkı içtimaa maliktir. Devleti Osmaniyenin tamamiyeti mülkiyesini ihlal…meşrutiyet ve hükümeti tağyir ve Kanuni Esasi ahkâmı hilafında hareket…edep-i umumiyeye mugayir cemiyetlerin teşkili memnudur.” hükmü yer almaktaydı [5].

 

Türkiye’de Osmanlı yönetiminden sonra Avrupa’dan tercümeyle ülkemize uyarlanarak 1926’da yürürlüğe giren Türk Medeni Kanununun 53 vd. maddeleri cemiyetleri düzenler. O günün şartlarına göre bir düzenleme getiren bu hükümler yetersiz kaldığından, daha sonra 1938’de 3512 sayılı Cemiyetler Kanunu çıkarılmış ve bu üç kez değişikliğe uğramıştır. Bu da gelişen toplum ve şartlar karşısında yetersiz kalınca, 1961 anayasasına uygun olarak, 1972’de bu alanda 1630 sayılı Dernekler Kanunu çıkarılmıştır [6]. 1982 Anayasasının kabulünden sonra ise bazı değişiklikler yapılarak 1983’te 2908 sayılı Dernekler Kanunu çıkarılıp yürürlüğe konmuştur.

 

31.07.2003 tarihinde çıkartılan 4970 sayılı yasa ile 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’da yapılan düzenleme ile İçişleri Bakanlığında Dernekler Dairesi Başkanlığının yeri ve görevlerinin belirlenmesi ile derneklere ilişkin bilgi, belge ve dökümanların Emniyet Genel Müdürlüğünden devralınmasıyla İçişleri Bakanlığı bünyesinde Dernekler Dairesi Başkanlığının merkez teşkilatı 9 Ekim 2003 tarihi itibariyle faaliyete geçirilmiş olup, derneklerle ilgili iş ve işlemler yürütülmeye başlanılmıştır. Dernekler Dairesi Başkanlığının taşra teşkilatları da bu tarihten sonra hızla oluşturularak dernekler ile ilgili iş ve işlemler taşra güvenlik birimlerinden devralınmıştır [7]. Şuan yürürlükte olan 5253 sayılı Dernekler Kanunu, 23.11.2004 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

 

Bugün, tüm bu aktarılan tarihsel süreçte toplumla birlikte gelişen Hukuki Araştırmalar Derneği (HUDER), en köklü ve en fazla üye sayısına sahip topluluktur. 1988 yılında kurularak Türkiye’de yaklaşık 70 ilde; Avrupa’da 10 civarında ülkede teşkilatları ve gönüllüleri ile faaliyetlerine istikrarlı olarak devam edebilmiş tek hukuk kuruluşudur.

 

HUDER, milli ve çoğulcu demokrasiye bağlı hukuk devleti ruhuna uygun bir anlayışla, hukuk sistemimizin geliştirilmesini, sağlıklı ve istikrarlı teminini sağlamak amacıyla çalışır. Bugüne kadar elini taşın altına koymaktan çekinmemiş, aktif rol almaktan geri durmamıştır. Cumhurbaşkanlığı ziyareti ile adalet için var olduğunu göstermiş, yargısal iş yükünün azaltılması için elbirliğiyle çalışmalar yürütmüştür. Arabuluculuk, avukatlık yasası, istinaf mahkemeleri ve diğer hukuki konularda söyleşiler düzenlemiş, yargı mensuplarını biraraya getirmiştir. Üzerinde çalıştığı projelerden Hukuk Mektebi projesini tanıtmış, eğitim alanındaki duyarlılığını göstermiştir.  Adaletin uygulayıcılarıyla biraraya gelip kadına şiddetin bitmesi için çözüm yolları aramıştır. Teröre karşı durup her mecrada kardeşliği yinelemiş, uzman hukukçularla sistem değerlendirmelerinde bulunmuştur. HUDER bu yolda aynı kararlılıkla ilerleyecek, faaliyetlerini sürdürecektir.

 

Kuruluşundan bu yana, mevcut eksiklik ve aksaklıkları tespit ederek ülkemizin daha iyiye yönelmesi adına faaliyetler düzenleyen, bireysellikten öte ‘biz’ olabilme inancından ve yaklaşımından asla ödün vermeyen tek topluluktur.

 

HUDER yinelenmekten ziyade yenilenmenin tezahürüdür. Bütünleştiği toplumda mevcut sıkıntıların hukuki çözüm yollarını, yine o toplumun ihtiyaçları doğrultusunda öngören koca bir oluşum… Faaliyet alanı dışında kalan her duruma müdahil olmamakla birlikte, sırtında kamburlaşacak vicdani sorumluluk timsali durumları göz ardı etmeyen hassas bir kuruluş. HUDER doğunun sesinin batıda yankılanmasıdır. İçinde barındırdığı farklılıkların zenginliğe dönüşümüdür. Teraziyi elinde tutan herkesin HUDER’le tanışması temennisiyle…

 

                                                                                 

Av. Gülşah ÖZAY

 

 

 


[1] Tara Chand Jain, Professional Associations and Development of Librarianship: Case Studies of the Library Association and the American Library Association, Delhi:Metropolitan Book Co., 1971, s. 3.

[2]https://www.dernekler.gov.tr/tr/Anasayfalinkler/derneksayilari.aspx (Erişim: 26.02.2016

[3]http://siviltoplumakademisi.org.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=411:ab-sivil-toplum&catid=54:sivil-toplum-bilinci&Itemid=132 (Erişim:25.02.2016)

 [4] ÖZSUNAY E., Türkiye’de Sivil Toplum Kuruluşları Sempozyumu-XIV, AB Uyum Süreci ve STK’lar, İstanbul: Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı Yayınları, 2003, s.12

[5] YÜCEKÖK Ahmet N., Türkiye’de Örgütlenmiş Dinin Sosyo-Ekonomik Tabanı (1946-1968), Sevinç Matbaası, Ankara, 1971, s. 104

 

 

Yönetim Kurulu Üyeleri

İsimler için resme yaklaşın

  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder