Hakiki Durum

Hakiki Durum

19 Ocak 2016… Altı şehidimiz var bugün. Dün? Dün de şehitlerimiz vardı, önceki gün de… Yüreklere düşen ateş artık düştüğü yeri yakmakla kalmıyor. Aldığımız her şehit haberinde boğazımızda düğümlenmiş acının tarifi imkansız. Oğuz Atay’ın söylediği gibi, “Acının şiddetli oluşu değil, sürekli oluşu yoruyor bizi”. Memleketin doğusu aylardır sükuna ermiyor. Sadece güvenlik güçleri değil, orada yaşayan halk tehdit altında. Bir tonluk patlayıcı yüklü kamyonla lojmandaki zavallı masum çocukların ölümüne sebep olan terör örgütü okulları, hastaneleri yakacak evlerin içerisine patlayıcı atacak kadar pervasız, acımasız… Diğer yandan, ardı ardına yapılan açıklamalar… Polisin açtığı ateş sonucu yaralananların olduğu, çoğu kişinin evinde mahsur kaldığı yönünde haberler. Peki tüm bunlar ne için? Talep edilip de alınamamış hangi hak için? Hangi halkın menfaatleri dillere dolanmış da onca insan yerinden edilmiş?

 
“Kim haksız yere masum bir insanı öldürürse, bütün insanlığı öldürmüş sayılır. Kim ki bir insanın hayatını kurtarırsa bütün insanlığı yaşatmış sayılır” (Kuran 5:32). Hiçbir sebep, hayatı renkli bir oyuncağın çıkardığı sesle neşelenmekten ibaret bilen masum bir çocuğun acımasızca öldürülmesini meşrulaştıramaz. Bugün, doğuda çoğunluğu Kürt kökenli vatandaşlarımızdan oluşan halk, polis ve terör örgütü çatışmaları arasında kalmış durumdadır. Hayatını kaybedenlerin yanı sıra, halk asgari ihtiyaçlar doğrultusunda hayatını idame ettirmeye çalışmakta. Evleri yıkılıp, işyerleri yakılıp zarar gören sözde hakları savunulan halk çaresiz durumda çözümü batıya göç etmekte arıyor. Mevcut durumun devamı kimlerin menfaatine olacak? Gelinen nokta kime fayda sağlayacak? Her ne kadar terör örgütü ve uzantılarınca kulak tıkansa da tüm bu anlatılanları bizzat yaşayan halk, bu soruları bu zulme destek vermeyerek açıkça cevaplamış oluyor.  
 
Savaş ve bunun doğal sonucu olan göç dalgası, dış güçlerin çeşitli entrika ve bölücü faaliyetleriyle mücadele eden devletin tüm bunları bir kenara bırakıp kendi halkına ağır silahlarla saldırıda bulunduğunu ifade etmek mantık dışıdır. Devletçe yapılan, bütün bu gerçek dışı, bölücü anlatımların aksine, her koşulda ülkemizin bölünmez bütünlüğünü korumak ve her türlü saldırıda bugüne kadar kardeşçe yaşayan milletin güvenliğini sağlamaya çalışmaktır. Sokağa çıkma yasağının getirilmesi de sivil halkın çatışmanın olduğu yerlerde zarar görmemesi, halkın can güvenliğinin sağlanması adına verilen kararlardan biridir.
 
Anayasanın 5 inci maddesinde; “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır” hükmü ile 15 inci maddesinde; “Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir…” hükmü yer almaktadır.
 
5442 sayılı İl İdaresi Kanununun 11 inci maddesinde; “A) Vali, il sınırları içinde bulunan genel ve özel bütün kolluk kuvvet ve teşkilatının amiridir. Suç işlenmesini önlemek, kamu düzen ve güvenini korumak için gereken tedbirleri alır. Bu maksatla Devletin genel ve özel kolluk kuvvetlerini istihdam eder, bu teşkilat amir ve memurları vali tarafından verilen emirleri derhal yerine getirmekle yükümlüdür... 
C) İl sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının, tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi valinin ödev ve görevlerindendir. 
Bunları sağlamak için vali gereken karar ve tedbirleri alır. Bu hususta alınan ve ilan olunan karar ve tedbirlere uymayanlar hakkında 66 ncı madde hükmü uygulanır.” hükmünü haizdir.
 
1402 sayılı Sıkıyönetim Kanununun 3 üncü maddesinde; “Sıkıyönetim Komutanı; Sıkıyönetim bölgesinde genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak ve sağlamakla görevlidir. Ayrıca, gerektiği hallerde aşağıda yazılı tedbirleri almaya yetkilidir.
(…)
l) Sokağa çıkmayı kayıtlamak ve yasaklamak ve gerektiğinde sivil savunma tedbirlerinin tümünü veya bir kısmını aldırmak.” şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.
 
Yine, 2935 sayılı Kanunun 11 inci maddesinde alınacak tedbirler belirtilmiştir. Buna göre, “Bu Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince olağanüstü hal ilanında; genel güvenlik, asayiş ve kamu düzenini korumak, şiddet olaylarının yaygınlaşmasını önlemek amacıyla 9 uncu maddede öngörülen tedbirlere ek olarak aşağıdaki tedbirler de alınabilir:
a) Sokağa çıkmayı sınırlamak veya yasaklamak,
b) Belli yerlerde veya belli saatlerde kişilerin dolaşmalarını ve toplanmalarını, araçların seyirlerini yasaklamak,
(…)
k) Kamu düzeni veya kamu güvenini bozabileceği kanısını uyandıran kişi ve toplulukların bölgeye girişini yasaklamak, bölge dışına çıkarmak veya bölge içerisinde belirli yerlere girmesini veya yerleşmesini yasaklamak” tedbirleri alınabilmektedir.
 
Bütün bu hükümlerin açıklığı karşısında, belli yerlerde ve geçici olarak sokağa çıkma yasağı getirilmesi devletin “her şeyden önce insan hayatı” bilinciyle hareket ettiğinden farklı şekilde yorumlanamaz. Terör örgütü ve yandaşlarının farklı gösterme ve yorumlama tavrı kendilerinde var olan korkunun açığa çıkmasından ibarettir. Nitekim; ortak tarihiyle dostluklar edinmiş, aileler kurarak kopmaz bağlarla birbirine kenetlenmiş toplumumuzun terör örgütünün yarattığı bu kabus ortamından uyanıp yüzünü güneşe döneceği günler yakındır.
 
Av. Gülşah ÖZAY
 

Yönetim Kurulu Üyeleri

İsimler için resme yaklaşın

  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder