Hükmün Açıklanmasının Garabete Bırakılması

  • Ana Sayfa
  • /
  • Hükmün Açıklanmasının Garabete Bırakılması

Hükmün Açıklanmasının Garabete Bırakılması

Kırmızıdan daha kırmızı közlerin üzerine kondurulmuş ıslak ve yontulmamış odun gibi, her yeri duman olmuş saygısız gönlümün zihnimi yaşartmasından mütevellit; aslında benim de anlamadığım cümlelerin sözcüklerine çobanlık ediyorum. Müziksiz bir halaya duran, üstü kapalı ve bazen yarısına kadar gömülü kalan cümleler esrarengiz geliyor olacak ki; izleyenler, halaya kendince bir müzikalite katıyor ve birbirinden farklı melodiler, bir derinlik hissi veriyor.

Anlamsızlığımdan anlam doğuran gönlü geniş izleyicinin teveccühü ve itibarı karşısında ve nefsimin yardımıyla; fasulyenin saltanatına kendini vezir tayin eden şahsım, dalgalı cümlelerden maalesef vazgeçemiyor.

Hal böyle iken; dumanlı gönlüm ve iştirakçisi karmaşık zihnim, teknik bir hususu nasıl izah edebilir açıkçası bilemiyorum. Lakin kendimi zapt edemiyor; hukuki bir olguyu, hukuk ve akıl temelinde ve gönlümden geçtiği şekliyle izah etmeye talip oluyor ve sürçü lisanın affını dileme hakkımı saklı tutuyorum.
 
Yanlış yazılmadı. Evet, “Hükmün Açıklanmasının Garabete Bırakılması”. Avukat diliyle HAGB. Hani bizleri, “Latince sözcüklerle kendine ayrı bir hava katan doktorlar” gibi hissettiren tabir. Hani, Hâkimlerin sanık ve ssçlere dakikalarca ve defalarca izah ettiği; celsenin tamamından daha fazla zamanı, izahına kurban veren; en sonunda bizim müdahalemizle, “kabul ediyorum de kardeşim” der gibi kafa destekli faydaya dayalı hareketimizle, anlaşılamadığı halde muhteviyatı kabul edilen tabir. 
 
İlk günden beri alışamadık bu uygulamaya. İyi bir şey zannediyorduk. Ancak zaman, HAGB’nin aslında HAyra GeBe bir şey olmadığını acı bir şekilde bizlere öğretti.
 
“Hükmün Açıklanmasının Geriye Bırakılması” müessesesi; takdirin ortaya konulmasında, karar aşamasında, denetim sürecinde, ihlal nedeniyle ihbar ve devamında hükmün açıklanması sürecinde; her ne kadar lehe uygulama olarak yasa metnine konulmuş ve lehedir diye uygulanmış ve bize de böyle yutturulmuş ise de aslında aleyhedir ve açıkça hukuka aykırıdır. 
 
Musibetin nasihatten evla olduğunu; bu müessesenin uygulama alanının, sanığın lehine parselleri bir bir işgal ettiğine şahitlik etmekle bizzat müşahede ettik. Mevcut musibetin, kanun koyucunun ve yargı organlarının zihnine ve gönlüne ataşlamak maksadıyla; nasihat etmektense, musibetleri tek tek ve yaban bir dille ortaya sermeyi tercih ettik.
 
……. 
 
 
Evet, bu bir garabettir.
İhlali halinde aleyhe dönüşen bu uygulama, yargılamanın uzatma dakikalarında ve daha uygulanmadan, keskin bir mağduriyete sebep olmakta. Malum olduğu üzere; kararı veren Hâkim bazen arada kalıyor. Somut olaya göre sebepleri ve derecesi farklılık arz eden ve beraat ile mahkûmiyet arasında sema ettiren bu ikilem karşısında, Hâkim doğal bir vicdan atılımı ile ve sanık lehine düşünmenin gerekliliği ile beraat kararı verecek iken; “nasıl olsa HAGB var, vatandaş hapse girmeyecek, sabıkaya da işlenmiyor, zaten bu adamın suç işlediğini ve işleyeceğini de pek sanmıyorum” gibi insani bir düşünceye yaslanıyor ve beraat kararının Yargıtayca bozulması ihtimalinin ızdırabını da ortadan kaldırmış olmanın verdiği gazla HAGB kararı veriyor. Sonra ihlal, devamında ihbar ve yaşasın hapis cezası. İhlal söz konusu olmasa bile, HAGB kararının menfi etkileri sanıkta zühul ediyor. Böylece, lehe görünümlü cazibesi ile boy gösteren HAGB; Hâkimin, vicdan derinlerine inmesine engel bir set oluyor ve Hâkimin bünyesinde yer alan ve ikilemlere karşı çıkış kapısı olan cesareti ve adalet dürtüsünü içinden söküp alıyor ki, maalesef çoğu kez almıştır herhalde. Sanığın veya ssçnin beraat etme hak ve ihtimalinin ortadan kalkması da asıl problem zaten.
 
HAGB, denetime tabi değil. Şekli olmakla birlikte; HAGB kararının (yasaya göre aleyhe) şekilden bozulması ihtimalinden başka bir neticeyi barındırmayan, esastan mahrum, denetimsi bir itiraz öngörülmüş sadece. Öyle ki; mevcut hukuki sorumluluk, meslek ahlakı ve vicdani sorumluluk nedeniyle her karara itiraz etmeyi görev bilen avukatlar, HAGB kararlarına genel itibariyle artık itiraz etmemektedirler. Çünkü anlamsız kalmaktadır. Sanık veya ssç üzerindeki tüm etkileri göz önüne alındığında, atılı suçun sübutu noktasında bir denetime tabi olmayan ve aşağıda değineceğimiz üzere, hükmün açıklanması sırasında değişiklik yapılmasına yasal engel bulunan bu kararın esastan denetiminin yapılamaması hukuki temelden mahrumdur. Sağlamlığı en az bir kere kontrol edilmeyen direk, her an çökmeye mahkûmdur. Biri veya birkaçı çökmese de bir diğeri mutlak suretle çökecektir. Bu bağlamda, HAGB kararlarının esastan denetiminin yapılmaması ve yargılama içeriğinin sorgulanmaması hukuka gayet aykırıdır. Yakın zamanda, Ankara’dan esen rüzgâr esastan denetime yol verecek gibi ise de; esastan denetimin yapılması da hukuka aykırılık nedeni olan denetim sakatlığını yine ortadan kaldırmayacaktır. Zira denetimi yapan merci Ağır Ceza Mahkemeleridir. Asliye Ceza Mahkemelerinin görev alanına giren suç tipleri ile denetimden sorumlu Mahkemenin görev alanına giren suç tipleri arasındaki farklılık malumdur. Yaralama, hırsızlık ve benzeri suçlar haricindeki birçok teknik hususta Ağır Ceza Mahkemeleri, işin esasına inebilecek teknik yeterliliğe sahip değildir. 5607 sayılı yasa kapsamında kalan bir suç ile ilgili Ağır Ceza Mahkemesinin esastan denetim yaptığını düşünmek bile istemiyorum. Zira uygulaması başlı başına ihtisas gerektiren bu hususta, Ağır Ceza Mahkemelerince esastan denetim yapılması mümkün değildir ve sonuçları içler acısı olacaktır. Bir de işin şu yönü vardır ki; büyük iş yoğunlu karşısında, Ağır Ceza Mahkemeleri kendi dosyalarına bakmaktan aciz iken veya aciz bırakılmış iken; yüzlerce neferli HAGB ordusuyla nasıl mücadele edecek bilemiyoruz. Lakin İstinaf Mahkemeleri bu mücadeleye, atlı süvariler etkisi yapabilir. 
 
Yargılanan şahıs, suçsuzluğuna inanıyor veya gerçekten suçsuz. Müdafii gayet kendinden emin ve suçun sübuta ermediğinin ispatı yönünde tüm savunmalar hazır. Her ikisi de kötülük yok diyor ve varlığını kabul etmiyor. Karar veriliyor, hayır karar değil; hüküm veriliyor, hüküm de değil, yüze karşı açıkça okunup anlatılıyor ama hüküm değil; askıda kalıyor, neyi bekliyor bilmiyoruz ama bekliyor. Ve Yargıç, “5 yıl bekleyelim, kötülük var mı yok mu anlarız” şeklinde, karar niteliği olmayan bir karar veriyor. Suçsuz olan veya suçsuz olduğunu düşünen veya suçsuz kabul edilmek isteyen sanık veya ssç, 5 yıllık bir stres ve kaygıya mahkûm ediliyor. Ciddi ve kaçınılmaz bir psikolojik baskıyla baş başa bırakılıyor. Adaletin sopasını beş yıl boyunca ensesinde hissedecek olan şahıs, hiçbir belaya bulaşmamalıdır. “Bela geliyorum demez.” Bir musibet karşısında karşılık vermek durumunda kalacak olan denetime tabi şahıs, her ne kadar haksız tahrik ve sair indirim sebeplerinden nasiplenecek olsa da, kasten işlenen suç karşısında ihlalci sayılacak. Hiç kimsenin; “denetime tabisin, şartlar ne olursa olsun 5 yıl rahat duracaksın” gibi bir dayatmayı uygulama haline getirmeye ve insanlara dayatmaya hakkı olmamalı. Her an hepimizin başına bir musibet gelebilir ki buna kararı veren yargıçlarımız ve kanun koyucular da dâhildir. 5 yıl akil adam olması gerektiğinin bilincinde olan vatandaş, (hâşâ huzurdan) “biri anama bacıma söverse ben ne halt edeceğim” diye 5 yıl boyunca kara kara düşünür. Aklıma, “çok canlara sebep olan tetikçi” rolündeki Cüneyt Arkın geldi. Tövbe ve yemin etmişti. Etmez olaydı. Yeminini bozmamak için çok çabaladı, sabrın doruklarına ulaştı. Anası gitti, babası gitti, kardeşi gitti ve sonunda dayanamayıp yeminini bozdu. Cüneyt abinin hazin psikolojisine benzer bir haleti-ruhiyeye binlerce insanımızı itekleyen HAGB yemini, çok ağır bir külfet değil midir?      
 
 
Bahsettiğimiz bu hususlar, uygulamanın ilk ve devamı zamanlarında ve ihlal olmadığı hallerde ortaya çıkan olumsuzluklar. Hukuka aykırılıkların, fiili ve psikolojik etkilerinin yanı sıra; HAGB sonrası ihlal durumunda ortaya çıkan aleyhe durumlar da söz konusudur ve bu hususlar yaranın en derin noktalarıdır.
 
Şahıs hakkında hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar veriliyor. Şahıs, sakin sakin 5 yılın dolmasını beklerken (ssçlerde 3 yıl) bir belayet kendisine musallat oluyor ve kasti bir suça fail oluyor ya da Allahın yolundan çıkıp, kendisi belayet olup, kasti bir suç işliyor. Ne olduysa o zaman oluyor işte.
 
Denetim süresi içerisinde işlenen suç nedeniyle yapılan yargılamada indirim sebepleri ve lehe uygulamalar tartışılır iken, şahsın daha önce HAGB ile tanışık olduğu hususu aleyhe bir etki yapıyor. Evet, sadece Hâkimler görüyor ve sabıkaya işlemiyor ama ikinci suç nedeniyle yapılan yargılama neticesinde lehe hükümlerin uygulanmamasının gerekçesi olarak daha önce HAGB nin uygulanmış olmasının zikredildiği kararlara şahit oluyoruz. Demek ki Hâkimlerin görmesi de iyi bir şey değilmiş. Önceki HAGB nedeniyle erteleme yoluna dahi gidilmiyor maalesef. Ve netice, doğrudan hapis. Zira sözde askıda ve açıklanmamış olan bu hüküm karşısında, açıklanmış hükümden daha etkin ve daha baskın negatif bir algı doğuyor ikinci yargılamanın yargıçlarında. Bir kızgınlık ifadesi. Günahı nedeniyle hakkı bir tokat olana vurmayıp içinde tutan, ikinci günahında günahlara misliyle bedel uygulayan mahalledeki amcaların duygu yoğunluğu gibi bir şey işte. Bir daha olursa topunu patlatırım diyor ve salıyor ama ikinci vukuatta hem topu patlatıyor hem de şamarı. Topa yapılan muamele ikincinin, yanağa yapılan müdahale ise birincinin cezası. Akla şu sorular geliyor. Madem topu patlattın niye şamar atıyorsun? Madem topu patlatmak ikinci eylemin sonucuydu ve madem tokat attın niye topu patlatıyorsun? Madem her eyleme bir tokat haktı, İkincisi için de bir tokatla yetineydin. Yoksa tekerrür hükümlerini mi uyguluyorsun? Madem her iki hareketimi de cezalandıracaktın, neden birer tokat atmak hak iken topumu patlattın? Amacın benim bir daha aynı şeyi yapmama engel olmak mıydı yoksa aynısını yapınca daha çok cezalandırmak mıydı? İlkinde salıverdin de iyilik mi etmiş oldun? Biraz saçma gelmiş olabilir ama HAGB aynen böyle bir şey!
 
İhbar yapılıyor ve yeni celse açılıyor. Mevcut düzenleme ile getirilen değişiklik yapma yasağı (bir kaç istisna hariç) nedeniyle Hâkim kararı tartışmıyor ve aynen açıklıyor. Ve işin ilginç tarafı, ihbara konu olay nedeniyle bir daha suç işlemeyeceği kanaati ortadan kalktığı gerekçesi ile erteleme hükmünün uygulanabilirliği de ortadan kalkıyor. Netice, doğrudan hapis. Ne oldu şimdi, lehe mi?
 
 
İlk suçta sanık 6 ay hapis cezası almış olsa ve cezanın ertelenmesi yoluna gidilse, 6 aylık denetim süresinin ardından suç işlese bile birinci cezaya bir etkisi olmayacak idi. Ama HAGB öngörüldüğü için, şahıs 5 yıl kadar uzun bir süre esarete mahkûm edildi. Beş yıl az bir süre değil ki! İkinci suçun yargılaması neticesinde, önceden erteleme hükmü olduğu için suçun niteliğine göre belki de HAGB verilebilecek iken; ıslah için sorumluluk altına sokulan şahsın sorumluluğunu yerine getirmemiş olmasının ağırlığıyla ve yüce yargının iyi niyetinin ihlal edilmişliğinin vahim dürtüsü ile ceza verme yoluna gidilecektir.
 
Hüküm bir bütündür. Madem hüküm açıklanmamıştır o zaman değişiklik de yapılabilmelidir. Madem hüküm açıklanmamıştır, sonraki süreçte yapılan yargılamalarda aleyhe uygulamalara gerekçe sayılmamalıdır. Madem hüküm açıklanmamıştır, sonraki yargılamalara sebep olaylar, ilk yargılamada ve ihbar sonrasında lehe hükümlerin uygulanabilirliğini ortadan kaldırmamalıdır ve gelecekte suç işleyeceği kanaatine sebep sayılmamalıdır. Mademki hüküm bir bütündür ve mademki HAGB uygulanmasının koşulları dosyada mevcuttur, o zaman ilk kararın Hâkiminde oluşan vicdani kanaatin de kararın bir parçası olduğu unutulmamalı ve hiçbir şeye dokunulmaması karşısında ilk Hâkimin kararına da dokunulmamalı ve HAGB hükümlerinin uygulanabilirliğinin mümkün olduğu yargılamada erteleme hükümlerinin uygulanabilirliğinin ortadan kaldırılmaması gerekir. Mademki askıda bir hükümdür, o zaman karar ve gerekçe yazılmamalı ve 5 yıl sonrasına duruşma günü verilmelidir. Böylelikle, verilmiş ve açıklanmış bir karar olmaması karşısında; masumiyet karinesi varlığını sürdürsün ve duruşma günü Hâkim ekranında herhangi bir suç görünüyor ise HAGB nin uygulanabilirliği ortadan kaldırılarak normal yargılama yapılsın. Madem ortada bir hüküm yok ve askıda hükümdür, o zaman denetim ve yükümlülük yüklenmesin. Denetim süresi içerisinde sanık veya ssç ye yükümlülük yüklenmesinin uygulanabilirliğinin dayanağı hukuki midir? Askıda bir hüküm karşısında şahsa yükümlülük yüklenmesi maksada ve hukuka aykırıdır. Ortada bir ceza yokken ceza vermektir. Ortada verilmiş bir karar yok madem, neden İlk kararı veren Hâkimin kararı istisnalar dışında değiştirilemiyor.  Ya ilk Hâkimin kararı yanlış bir karar ise o zaman ne olacak? Yargıtay yolu açık, biliyoruz. Ama yargı makamının sunduğu nimete tekme atan bir kişinin hükmü açıklanmış iken, Ankara’dan beklentilerimiz ne olabilir ki?          
                            
 
Bir de şerh konulmuşluklar var tabii. 5 yıl sonra şerh kalkabilir ancak. Araçlar da denetime tabi ne yazık ki. 
 
Yükümlülük faciasını da unutmamak gerekir. İlk zamanlar çokça uygulanan yükümlülük yükleme geleneği, başlı başına bir skandal. Hakkında HAGB kararı verilen kişilere bazı yükümlülükler yükleme yoluna gidildi. Şahsın hapse girmemesi niyetiyle; iyi geçmişi ve iyi olacağı ümid edilen geleceği hatırına getirilen uygulama, nedense insanları bazı işlerde çalışmaya zorlama yolunu seçmiş. Bir çeşit ceza ya da ıslah yöntemi. Ya da kamu yararının her şeyden ve her bireyin her hakkından üstün olduğunun zihinlere çivilenmesi arzusunun getirisi. Sayın yargıçlarımız, bir ara vatandaşa ağaç diktirdiler. Sonra baktılar ki memleketin her yeri ağaçla dolacak ve bina yapacak yer kalmayacak ve baktılar ki bu işin sonu yok, bu uygulamadan vazgeçtiler. Allah’tan ki vazgeçtiler. Zira dikilmiş ağaçlara kimse bakamadı ve büyük çoğunluğu kurudu. Başka bir yöntem denenmeye başlandı. Sanırsam başka uygulamalar vesilesiyle halen uygulanıyor. Vatandaşı; adliye, okul ve camide çalıştırmaya başladılar. Ömründe secde görmemiş adama belki abdestsiz cami temizlettiler, abdestli olsa da, gönül yeri mabede gönülsüz gönderdiler. Okullarda, çocuğunun yanında; kendi işi olmadığını bilen evladına izah edemeyeceği, işler yüklediler. Ama olsun, her şey sanık lehineydi. Kölelik de olsa, önemli olan sanık lehine olmasıydı. Bir de adliyede temizlik yapmak suretiyle denetime tabi tutulan sanığı düşünseniz de. Koridora paspas attığı sırada, kararı veren Hâkim ıslak kalebodurlara basıyor. Tarafların iç sesini duyar gibiyim.   
İnsan düşünmeden edemiyor. Bu düzenleme lehe mi yoksa aleyhe mi?
Duruşma esnasında Hâkimlerimiz dakikalarca HAGByi vatandaşa anlatmaya çalışıyor. O kadar karışık ki, genelde vatandaş anlamıyor. Cübbenin asaletinin verdiği güven ve ihtişama itibarla, şahıs bize bakıyor ve çözüm adamından yardım bekliyor. Açık söylemek gerekirse; HAGB yi kabul etmesi yönünde kafamı sallayacak cesaretim yok artık. 
 
…….
 
Sanık lehine ve faydalı bir şeyler yapmak istiyor isek, işin üzerinde çok düşünmemiz gerekir. Lehe düzenlemedir demekle yasa metni lehe olmuyor. Yasa koyucunun hayal gücü geniş olmalı ve olabilecekleri, somut olguları ve uygulamanın her rengini öngörebilmeli ve görebilmelidir. 
 
Olan oldu artık. HAGB’yi düzenleyen yasa metninin düzeltilerek lehe bir uygulama haline getirilmesini dilemek isterdik ama taban tutmayacağı aşikârdır. Bizce ivedilikle kaldırılması gerekir. Bu nedenle, hataların ve eksikliklerin nasıl giderilebileceği yönünde görüş bildirmiyoruz.
 
Lehe uygulama sıfatıyla mevcudiyetini sürdüren HAGB için her ne kadar kabul etmeme hakkı tanınmış ise de; somut olay bazında ve bazen lehe sonuçlar doğurması, kabul etmemenin müvekkillere izahının mümkün olmaması nedeniyle ve işin özünde her an aleyhe dönüşebilecek bir uygulama olmasının verdiği tedirginliğe rağmen; ikilem ve mecburi kabul etme durumu ortaya çıkmaktadır. Bu sebepten, aleyhe olan hususu kabul etmeme hakkımız ortadan kalkmaktadır. 
 
İsmen lehe fakat neticesi itibariyle aleyhe olan bu uygulamayı istemiyoruz. Yani avukat diliyle, “aleyhe olan hususları kabul etmiyoruz.”
 
( HAGB hususunda şahsı ile çok kez fırtınalara kalkıştığım Bitlisli hukukçuya katkılarından dolayı teşekkürler)
 
Av. Talip HALLAÇ
HUDER Ağrı Temsilcisi   
 

Yönetim Kurulu Üyeleri

İsimler için resme yaklaşın

  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder