Milletvekili Seçilme Yeterliliğinde Eğitim Şartı

  • Ana Sayfa
  • /
  • Milletvekili Seçilme Yeterliliğinde Eğitim Şartı

Milletvekili Seçilme Yeterliliğinde Eğitim Şartı

Milletvekili Seçilme Yeterliliğinde Eğitim Şartı

 

 MİLLETVEKİLİ SEÇİLME YETERLİLİĞİNDE EĞİTİM ŞARTI
 
 
Milletvekili olma şartlarının toplumun değişen sosyokültürel ve sosyoekonomik faktörlerine uyarlanarak güncellenmesi, halkın gerçek iradesinin meclise yansımasında önem teşkil eden bir husustur. Bu anlamda Cumhuriyetin kurulmasından bu yana milletvekili olma şartları içerisinde sayılan okuma yazma bilme durumu, ilkokul mezunu olma koşulu gibi eğitim alanındaki koşulların da bu kapsamda gözden geçirilmesi gerekmektedir.
 
Teşkilatı Esasiye Kanununu yürürlükten kaldırarak 20/04/1924 tarihinde yürürlüğe giren 1924 Anayasasının 12 nci maddesinde; “Yabancı Devlet resmi hizmetinde bulunanlar terhipli cezaları gerektiren suçlardan veya hırsızlık, sahtecilik, dolandırıcılık, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, kısıtlılar, yabancı Devlet uyrukluğunu ileri sürenler kamu hizmetlerinden yasaklılar, Türkçe okuyup yazma bilmeyenler milletvekili seçilemezler” hükmüne yer verilerek Türkçe okuyup yazabilme şartı milletvekili olma koşulları arasında sayılmıştır.[1] Aynı koşul 1961 Anayasasının 68 inci maddesinde de; “…Türkçe okuyup yazma bilmeyenler, kısıtlılar, yükümlü olmasına ve muaf bulunmasına rağmen muvazzaf askerlik hizmetini yapmayanlar veya yapmış sayılmayanlar ve kamu hizmetlerinden yasaklılar ile ağır hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı kesin olarak hüküm giymiş olanlar ve –taksirli suçlar hariç olmak üzere- beş yıldan fazla hapis cezasıyla veya zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflâs gibi yüz kızartıcı suçlardan biriyle kesin olarak hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar da milletvekili seçilemezler.” şeklinde varlığını korumuştur. 1924 Anayasasında Türkçe okuyup yazabilen nüfusun az olmasına rağmen böyle bir şartın aranması, inkılaplarla birlikte gelen yeni devletin temelinin sağlamlaştırılması adına anlaşılabilir bir durumdur. Yine, 1960 yılına kadar artarak ilerleyen okuma yazma oranının istenen seviyeye ulaşamaması aynı koşulun 1961 Anayasasında da varlığını sürdürmesine neden olmuştur. 1960 yılında 22 milyon nüfusun yaklaşık 9 milyonunun okuma yazma bilmesi, milletvekili olma koşulu olarak eğitim anlamında daha kapsamlı bir koşulun getirilemeyeceğini gözler önüne sermektedir.[2] Nitekim; uygulanabilirliği olmayan herhangi bir düzenleme getirilmesinin, yok hükmünde yapılan nafile düzenlemelerden öteye gidemeyeceği açıktır.
 
1982 Anayasasına baktığımızda, konunun 76 ncı maddede düzenlendiğini görmekteyiz. Söz konusu maddede milletvekili seçilme yeterliliği; “(Değişik: 13.10.2006 – 5551/1 md.) Yirmibeş yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir.
(Değişik : 27.12.2002 - 4777/1 md.) En az ilkokul mezunu olmayanlar, kısıtlılar, yükümlü olduğu askerlik hizmetini yapmamış olanlar, kamu hizmetinden yasaklılar, taksirli suçlar hariç toplam bir yıl veya daha fazla hapis ile ağır hapis cezasına hüküm giymiş olanlar; zimmet, ihtilâs, irtikâp, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz kızartıcı suçlarla, kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma, terör eylemlerine katılma ve bu gibi eylemleri tahrik ve teşvik suçlarından biriyle hüküm giymiş olanlar, affa uğramış olsalar bile milletvekili seçilemezler…” şeklinde sayılmıştır. [3] Mülga Anayasalarda yer alan Türkçe okuyup yazabilme şartı, yürürlükte olan Anayasa ile en az ilkokul mezunu olma şartına evrilmiştir. Bu değişimde tarihsel süreç içerisinde eğitim alanında toplumda meydana gelen değişiklikler rol oynamıştır. 1960’lı yıllarda nüfusun sadece %39’u okuma yazma bilmekte iken, bu oran 1980 yılında %67.48’ e çıkmıştır. Bu dönemde 1973 yılında çıkarılan 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu ile belirlenen herkesin eğitim hakkının olması, herkese eğitimde eşit fırsatlar verilmesi gibi temel ilkeler[4] ile toplumun eğitime teşviki, mesleki eğitime yönelme ve okul sayılarının artırılması bu kapsamda atılan önemli adımlardandır.
 
Bilindiği üzere 70’li yıllar, ilkokul mezunlarının öğretmenlik gibi çeşitli mesleklere kolaylıkla atanabildiği dönemlere denk gelmektedir. Bu bağlamda Anayasada yer alan hüküm, toplumsal yapı olarak da aykırılık teşkil etmemekteydi. Ancak günümüzde Anayasamızda var olan milletvekili seçilme yeterliliği için aranan en az ilkokul mezunu olma şartı, mevcut eğitim olanakları ve toplumun sosyokültürel yapısı göz önünde bulundurularak yeniden değerlendirmeye alınmalıdır. Burada anılan hükümde en az ilköğretim mezunu olmak yerine, ilkokul mezunu olma şartı getirildiğine de ayrıca dikkat çekmek gerekmektedir.
 
Türkiye İstatistik Kurumunun 2013 yılına ait 15 yaş üzeri eğitim durumuna göre nüfus dağılım verilerinde okuma yazma bilmeyenler ile okuma yazma bilip ilkokul mezunu olmayan %11.61’lik kısmı oluşturmaktadır. İlkokul mezunu sayısı ise 14.994.32 kişiye tekabül etmektedir. Bunun haricinde nüfusun geriye kalan kısmı en az ilköğretim mezunudur.[5] 70 milyonluk Türkiye nüfusunun eğitim alanındaki tablosu bu şekildeyken, milletin vekili olarak millet adına karar verme yetkisini haiz milletvekillerinin toplumu her anlamda meclise yansıtması gerektiği kanaati oluşmaktadır.  Ülkemizde genel oy prensibi geçerlidir ve oy kullanma hususunda belli nitelikler haklı olarak aranmamaktadır, ancak aynı durum tabloya baktığımızda neredeyse milletvekilİ seçilme yeterliliği için de geçerli hale gelmiştir. Bunun en temel sebebi toplumda olgunlaşan ihtiyacın mevzuata aktarılmamasıdır. Eğitim yapısının değişerek ilköğretime geçilmesi ile ilkokul karşılığının ilköğretimi karşılamaması, ilkokul mezunu olanların bugün daha ileriki yaşlarda olan bireylere tekabül etmesi ile birlikte eğitim olanaklarının her yaş için geçerli olacak şekilde devlet tarafından kolaylıkla sağlanması mevcut düzenlemede değişiklik yapılmasını gerektirmektedir. Nitekim; böylelikle millete daha iyi bir temsil imkanı sunulacak, eğitime dikkat çekilerek verilen eğitimin kalitesi artırılmış olacak, toplumda kişinin kendisine ve çevresine faydalı olmasının en başta eğitimden geçerek sağlanacağı algısı oluşturulacaktır.
 
 
 Av. Gülşah ÖZAY 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


[4] Çelik, S. (2006). II. Panel: Avrupa Birliği Eğitim Programları. İ. Erdoğan (Editör): Avrupa Birliği Vizyonu, Türkiye’de Eğitim ve Özel Okullar Sempozyumu (s. 123- 130). İstanbul: Neta Matbaacılık, Türkiye Özel Okullar Birliği Derneği.

Yönetim Kurulu Üyeleri

İsimler için resme yaklaşın

  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder