Vicdani Sorumluluğun Yansıması Mülteciler

  • Ana Sayfa
  • /
  • Vicdani Sorumluluğun Yansıması Mülteciler

Vicdani Sorumluluğun Yansıması Mülteciler

Geçmişte göç olgusunun ortaya çıkmasına neden olan elverişsiz ekonomik koşullar, aşırı nüfus sorunları ve olumsuz sosyal çevre faktörleri; günümüze siyasi istikrarsızlık, baskı, terörizm ve ekonomik kriz olarak evrimleşmiştir. Sanayileşmenin büyük etkisinin olduğu bu faktörlerin giderek yoğunlaşması ile refah düzeyi yüksek devletlerin bu konuda çeşitli önlemler alması aynı zamana tekabül eder.

Kendi ülkesinden ayrılıpyerleşme amacı ile yasalara uygun bir şekilde ülkeye giriş yaparak yine aynı amaçla o ülkedeikamet eden kişileri kapsayan yasal göç, yerini artık yasa dışı göç kavramına bırakmaktadır.  Daha çok siyasi baskı nedeniyle başka bir ülkeye yerleşmek isteyen milyonlarca kişi, kabul edilmeme durumundan dolayı gerekli yasal şartlara uymadan ikamet etmek istediği ülkeye giriş yapmaya çalışmakta ya da girdiği ülkede izin almaksızın ikamet etmenin yollarını aramaktadır.
 
Arap Baharının son dalgası olan, Suriye halkını yollara düşüren iç çatışmalar 2011 yılından bu yana şiddetini azaltmadan devam etmektedir. Türkiye’nin coğrafi konumu, iç karışıklık dolayısıyla kaçan mülteciler için gelişmiş batı ülkelerine gitmekte önem arz etmektedir. Ölümü ile dünyayı savaşın acı gerçeği ile yüzleştiren küçük Aylan ve ailesi gibi Türkiye’ye sığınan mültecilerden deniz yoluyla başka bir ülkeye gitmeye çalışan mülteci sayısı azımsanamayacak sayılara ulaşmıştır. Bu durum insan kaçakçılarının, batı ülkelerine gitmek isteyen mültecileri ekonomik açıdan kolaylıkla sömürmesine neden olmakta ve onların vücut bütünlüklerini onur kırıcı muameleler ile ihlale açık duruma getirmektedir.  İki milyon mültecinin misafir edildiği ülkemizde bu durumu engellemek adına 765 sayılı Türk Ceza Kanunun (mülga) 201/a maddesinde yer alan “göçmen kaçakçılığı suçu” 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamına alınmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 79 uncu maddesinde bu suç;
     “(1) Doğrudan doğruya veya dolaylı olarak maddi menfaat elde etmek maksadıyla, yasal olmayan yollardan;
a) Bir yabancıyı ülkeye sokan veya ülkede kalmasına imkan sağlayan,
b) Türk vatandaşı veya yabancının yurt dışına çıkmasına imkan sağlayan,
Kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 22/7/2010 - 6008/6 md.) Suç, teşebbüs aşamasında kalmış olsa dahi, tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
       (2) (Ek fıkra: 22/7/2010 - 6008/6 md.) Suçun, mağdurların; 
a) Hayatı bakımından bir tehlike oluşturması,
b) Onur kırıcı bir muameleye maruz bırakılarak işlenmesi,
hâlinde, verilecek ceza yarısından üçte ikisine kadar artırılır.
       (3) Bu suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek cezalar yarı oranında artırılır.
    (4) Bu suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiştir. Bu maddeye 22.07.2010 tarih ve 6008 sayılı Kanunun 6 ncı maddesi ile yapılan ilave ile teşebbüs halinde kalan fiillerin de tamamlanmış suç gibi cezalandırılacağı hüküm altına alınmıştır.
 
Ayrıca, 2013 yılında yayımlanan 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuş, göç ve mülteci hukuku üzerine çalışmalar başlatılmıştır. 2011 yılında başlatılan “Göç Yönetiminde Ulusal Kamu Sağlığı Standartlarının Geliştirilmesi” projesiyle, Sağlık Bakanlığı ile Göç İdaresi Genel Müdürlüğü arasında düzensiz göçmenlerin sağlık standartlarına ilişkin iş ve işlemlerin belirlenmesine yönelik protokol taslağı hazırlanmış, il Sağlık Müdürlüğü çalışanlarına yönelik, göçmenlerin taşıdığı sağlık risklerini anlatan ve sağlık çalışanlarına yönelik önleyici tedbirleri ele alan çalıştaylar düzenlenmiştir. Göç yönetimiyle ilgili mevzuat hazırlıklarına yoğunluk verilmiş, kurumlar arası ve uluslararası işbirliğinin desteklenmesi ile insan ticareti mağdurlarının korunması için normatif ve idari adımların atılması sağlanmıştır. Düzensiz göçle mücadele doğrultusunda kapsamlı bir strateji belirlenmesine yönelik insan hakları perspektifli bir Ulusal Eylem Planı taslağı oluşturulmuştur. 13.10.2014 tarihinde Geçici Koruma Yönetmeliği yürürlüğe girmiş ve Suriye’den gelen mülteciler Geçici Koruma rejimine dahil edilmiştir. Yine aynı Yönetmelikte Suriye’den gelen mültecilerin sağlık giderlerinin hastaneler tarafından Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına fatura edilmesi ve dolayısıyla sağlanan bu ücretsiz hizmetin devlet bütçesinden karşılanacağı düzenlenmiştir. 260 bine yakın mülteci yine AFAD tarafından işletilen kamplarda hayatını sürdürmektedir. Sayıları 2 milyona ulaşan geçici koruma altındaki Suriyelilerin yasal olarak çalışabilmesi, kayıt dışı istihdamlarının ve veri kaybının önüne geçilmesi ve bu kişilerin sigortasız çalıştırılmasının engellenmesi için hazırlanan “Yabancı İstihdamı Kanunu Tasarısı” 09.02.2015 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne gönderilmiş ancak gündeme alınmadan 7 Haziran 2015’te yapılan seçimler dolayısıyla yasalaşamamıştır. 
 
Gerçekleştirilen çalışmalarla birlikte ülkemizde yasal olarak ikamet eden yabancıların profili ve yaşam koşullarının araştırılması ile buna yönelik çözümlerin üretilmesi adına yeni adımlar atılmaya başlanacaktır. Tüm bu gelişmelere ve verilen desteğe rağmen Türkiye, insan hakları konusunda belli aşamayı kaydettiği kabul edilen Avrupa Birliği ve Avrupa ülkeleri tarafından yeterince destek görememektir. Savaşın sonucunun büyük yükü ülkemizde olmakla birlikte Ürdün, Irak, Lübnan, Mısır da aynı sorumluluğu üstlenmek durumunda bırakılmıştır. Bulgaristan ve Yunanistan başta olmak üzere birçok ülke tel örgüler ve duvarlarla, muhafaza güçleri ile mültecilerin ülkeye girişini engelleme önlemleri almaktadır. Rusya, Çin mültecileri kabul etmemekle birlikte sözde din kardeşliği olan Suudi Arabistan da aynı politikayı sürdürmektedir. AB ülkelerinin kendi içinde kabul ettikleri Dublin Anlaşması, mültecilerin Avrupa’ya giriş yaptıkları ülkelerde kalmalarını ve statülerini bu ülkelerin sistemi ile almaları gerektiğini öngörüyor. Dolayısıyla örneğin İtalya’dan giriş yapıp Kuzey Avrupa ülkelerinden birine giden kişi başvuru yaptığı an ilk giriş yaptığı ülkeye geri gönderilmektedir. Küçük Aylan’ın ölümünün dünya basınına yansımasıyla birlikte Almanya ve Avusturya mülteci kabulüne başladı. Ancak ülkelerine giriş yapmak isteyen mülteci sayısının beklenenin çok üzerinde olması sorunuyla karşı karşıya kalan Almanya, serbest dolaşıma izin veren Schengen Anlaşmasını 14.09.2015 tarihinde askıya almıştır. Mültecileri kabul etmeme konusundaki tutum ekonomik açıdan da aynı şekilde sergileniyor. 
 
Ülkemizde bugüne kadar mültecilerin barınma vs. ihtiyaçları için 7.6 milyar dolar harcanmışken, Birleşmiş Milletlere üye ülkelerce ihtiyacın karşılanan kısmı 2014’ten bu yana neredeyse yarı yarıya düşmüştür. Çok daha büyük bir mülteci dalgasıyla karşı karşıya kalmamak için mevcut durumun ülkemize mal edilmesi yerine, el birliği ile çözüm yolları aranmalıdır. Suriyeliler için güvenli alan oluşturulması zorunluluğu bulunmaktadır. Vicdani sorumluluk ve duyarlılık çerçevesinde başta AB üye ülkeleri olmak üzere göç dalgasından etkilenen tüm ülkeler ile kapsamlı bir strateji belirlenmelidir. Mevcut sorunlar ve bu sorumluluğu üstlenen ülkeler için devamlı surette öncelikli olarak mali kaynak sağlanmalıdır. Her ne kadar sınırlarımızdan giren mülteci kardeşlerimizi misafir etme gayretini gösteriyor olsak da, aksi bir politika sergilediğimizde diğer devletlerin yüzleşeceği sorunu göz ardı etmemeleri gerekmektedir. Nitekim; ilerleyen zamanlarda bu durum onların göz ardı etmemesi gereken bir husus olmaktan çok, çözülmesi zarurileşen bir sorun haline dönüşecektir.
 
Av. Gülşah ÖZAY
 
 

Yönetim Kurulu Üyeleri

İsimler için resme yaklaşın

  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder