İthalatta Gözetim Uygulaması

  • Ana Sayfa
  • /
  • İthalatta Gözetim Uygulaması

İthalatta Gözetim Uygulaması

Kıymet kriterli gözetim uygulamalarına ilişkin uyuşmazlıklar, mevzuatta konuya ilişkin çeşitli hükümlerin bulunmasına rağmen varlığını sürdürmektedir. Gümrük ve Ticaret Bakanlığı alınan kararlara istinaden müdahil olarak katılmaktadır.
 
İthalatta gözetim uygulaması, İthalatta Gözetim Uygulanması Yönetmeliği ve Tebliğleri çerçevesinde yürütülmektedir. Gözetim uygulaması, bir malın ithalatının yerli üreticiler üzerinde zarar tehdidi yaratıp yaratmadığının tespitine yöneliktir. Korunma önlemi; eşyanın yerli üreticiler üzerinde zarar tehdidi oluşturacak miktar ve/veya şartlarda ithal edildiği hallerde ülke menfaatleri de göz önüne alınarak yapılacak soruşturma sonucunda başvurulması öngörülen tedbirleri kapsamaktadır. Gözetim uygulaması korunma önlemi sayılamaz. Gözetim uygulamasında korunma önlemindeki gibi eşyanın ithalatındaki gelişmelerin gözlenmesi dışında herhangi bir uygulama yoktur. Eşyanın ithalatına herhangi bir kısıtlama getirilmesi, vergi oranlarında artış yapılması veya ek mali yükümlülükler getirilmesi söz konusu değildir.Gözetime tabi ürünlerin ithalatında miktar ve/veya değer sınırlaması olmayıp, her isteyen ithalatı gerçekleştirebilir.
 
İthalatta Gözetim Uygulanması Yönetmeliğinin 3. maddesi gereğince gözetim kararı, başvuru üzerine veya resen yapılacak bir değerlendirme sonucunda Ekonomi Bakanlığı Dış Ticaret Müsteşarlığı (İthalat Genel Müdürlüğü) tarafından verilir ve gözetim belgesi düzenlenmesi yoluyla uygulanır.Yapılacak değerlendirmede ithalatın gelişimi, ithal şartları ve ithalatın yerli üreticiler üzerindeki etkisi dikkate alınmaktadır.
 
Eşyanın ithalinde ithal eşyasının kıymeti, ilgili tebliğde belirtilen kıymete ulaşmadığı durumda yükümlü gözetim belgesi almak durumundadır.Gözetime tabi bir ürün ancak  gözetim belgesinin ve diğer gerekli belgelerin ilgili gümrük idaresine ibrazı halinde ithal edilebilir. Gümrük Yönetmeliğinin 44. maddesine göre eşyanın gümrük kıymeti;gümrük tarifesinin ve eşya ticaretine ilişkin belirli konularda getirilen tarife dışı düzenlemelerin uygulanması amacıyla söz konusu Yönetmeliğin 45 ile 50. maddelerinde yer alan yöntemlerin sırasıyla uygulanması yoluyla tayin ve tespit olunan kıymettir.4458 sayılı Gümrük Kanununun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Bakanlar Kurulu Kararının 3. maddesinin (ı) bendinde Gümrük Kanununa atıf yapılmış ve kanundaki maddelere dayalı olarak kıymet belirlenemediği hallerde, eşya ile ilgili herhangi bir belgeden saptanan veya gümrük idarelerince belirlenen kıymetin gümrük kıymeti olarak esas alınacağı belirtilmiştir.
 
Konu ile ilgili olarak Danıştay Yedinci Daire Başkanlığının 16/10/2008 tarih veE: 2006/757, K: 2008/4038 sayılı kararında; “…Olayda, davacı tarafından ithal edilen eşyanın beyan edilen kıymetinde, Gümrük Kanunu hükümlerine göre herhangi bir noksanlık tespit edilmiş olmadığı gibi, bu konuda herhangi bir ihtilaf da söz konusu olmayıp; sadece, söz konusu eşyanın beyan edilen kıymetinin, 2004/10 sayılı İthalatta Gözetim ve Korunma Önlemlerine İlişkin Tebliğde öngörülen 4 Amerikan doları birim kıymetin altında olması sebebiyle, gözetim belgesi ibrazı zorunluluğu getirilmiş bulunmaktadır. Tebliğde belirtilen 4 Amerikan doları kıymet, eşyanın, Gümrük Kanunu hükümlerine göre belirlenmiş gerçek satış bedeli olmaması, ortada, 4458 sayılı Kanunun 24'üncü ve izleyen maddeleri uyarınca tahakkuk ettirilen, para cezalarına matrah olarak alınabilecek herhangi bir verginin bulunmaması; dolayısıyla, cezalandırmayı gerektiren eylemin oluşmaması nedeniyle, alınan kararların hukuki sonuç doğurması olanaklı bulunmadığından, istemin özeti bölümünde yazılı gerekçeyle, işlemin iptali yolunda verilen mahkeme kararında, sonucu itibarıyla isabetsizlik görülmemiştir.” şeklinde karar verilmiştir.
Yine, Danıştay Yedinci Daire Başkanlığının 27/05/2009 tarih ve E:2008/3687, K:2009/2639 sayılı kararı ile; “…Olayda, gerek, beyan edilen pozisyon için, gerekse, tahlil sonucu belirlenen pozisyon için Tebliğde belirtilen kıymetler, eşyanın, Gümrük Kanunu hükümlerine göre belirlenmiş gerçek satış bedeli olmadığı gibi, Tebliğde de, böyle bir durumda, belirtilen kıymetin esas alınması suretiyle ek tahakkuk yapılmasını öngören herhangi bir düzenleme de bulunmadığından, gözetim önlemlerinin yanlış algılanması suretiyle yapılan ek tahakkukta mevzuata uyarlık görülmemiştir.” şeklindeki gerekçe ile ilk derece mahkemesinin davanın reddi yolunda vermiş olduğu kararın bozulmasına karar verilmiştir.
 
Mevzuatta yer alan düzenlemeler eşyanın gerçek satış bedeli ile eşyanın gümrük kıymetinin aynı kavramlar olmadığını ortaya koymaktadır. Her ne kadar Gümrük Kanununun 24. maddesinde eşyanın gümrük kıymetinin eşyanın satış bedeli olduğu hükmüne yer verilmiş ve mahkemeler çoğunlukla bu maddeyi dayanak alarak gözetim uyuşmazlıklarını çözmeye çalışmışlarsa da burada bahsedilen kıymet, eşyanın Gümrük Kanunu hükümlerine göre belirlenmiş gerçek satış bedeli değildir. Burada yükümlü, gözetim belgesi alma prosedürüne tabi olmamak için ithal eşyasının kıymetini Tebliğde belirtilen kıymete ulaştırmakta ve bu kıymet üzerinden beyanname vermektedir. Dolayısıyla ithal eşyası için ödenecek vergi eşyanın gerçek değeri üzerinden değil, eşyanın kıymetine ilişkin Tebliğe göre belirlenen bedel üzerinden belirlenecektir.
 
Yükümlülerin ithal eşyasına ait vergileri ödedikten sonra ek tahakkuk yapıldığı iddiasıyla eşyanın gerçek satış bedeli üzerinden vergiye tabi olmayı talep etmeleri, yeterince açık olan kanun hükümlerine karşı hile kabul edilebilir. Ayrıca yine Yönetmeliğin 113. maddesi; “Beyannamede imzası bulunan kişiler cezai hükümlerin uygulanması açısından beyannamede belirtilen bilgiler ile beyannameye ekli belgelerin doğruluğu ve ilgili rejimin gerektirdiği bütün yükümlülüklere uyulmasından sorumludur….”  hükmüne yer vermiştir.Yükümlünün kendi iradesiyle vermiş olduğu beyannamede yanlışlık yapıldığını belirtmesi çıkar sağlamaya çalışması yine kamunun yararını göz ardı ederek çelişkili tutum sergilediğinin göstergesidir. Kişinin kendi iradesine dayanarak bildirdiği beyannameye ihtirazi kayıt koyabilmesi bir diğer çelişkili durumdur. Nitekim hiçbir bireyden baskı altında beyanname talep edilmemiştir. Gümrük alanında yasal dayanağı olmadan yargı kararlarıyla vücut bulan ihtirazi kayıt müessesesi, Gümrük Kanununun 61. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “beyanın bağlayıcılığı” ilkesini uygulanamaz hale getirmektedir.
 
Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Genel Müdürlüğünün Kıymet Kriterli Gözetim Uygulamaları konulu 07/02/2012 tarihli ve 2012/3 sayılı Genelgesine göre; gözetime tabi eşyanın ithali sırasında gözetim belgesine göre serbest dolaşıma girişin sağlanacağı, gözetim belgesi olmadan ithalat yapılmak istenmesi halinde ithal eşyasının kıymeti ile ilgili tebliğinde belirtilen kıymete ulaşmaması durumunda yükümlünün yurt dışı giderler altında yapacağı ek beyanla tebliğde belirtilen kıymete ulaşması halinde yükümlüden ihtirazi kayıt yapmayacağına dair taahhüt alınarak serbest dolaşıma girişin gerçekleşeceği belirtilmiştir.
 
213 sayılı Vergi Usul Kanununun 112. maddesinin 6. bendinde; ‘”İhtirazi kayıtla beyan edilip ödendikten sonra yargı kararına göre iade edilip yineyargı kararı uyarınca tahsili gereken vergilere, iade tarihinden yargı kararının vergi dairesine tebliği tarihine kadar geçen süre için bu maddede yer alan esaslar dahilinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre belirlenentecil faizi oranında gecikme faizi hesaplanır.” hükmüne yer almaktadır. Ancak ihtirazi kayıt, yine aynı kanuna göre gümrükte uygulama alanı bulamayacaktır. Şöyle ki; söz konusu Kanunun 2. maddesi gümrük idareleri tarafından yükümlülerden alınan vergi ve resimlerin Vergi Usul Kanununa tabi olmayacağını belirtmiştir. Gümrük Kanununda yer almayan bu uygulamanın, vergiler hususunda Gümrük Kanununa atıf yapan Vergi Usul Kanunu dayanak yapılarak uygulanması doğru bir uygulama değildir.
 
İhtirazi kayıt, gümrük alanına 2003 yılında yasal dayanağı olmadan alınan bir kararla girmiştir. Alınan karara göre; beyanın ihtirazi kayıtla yapılması idare tarafından engellenmesi mümkün olmayan bir hak teşkil etmektedir. Hak teşkil ettiği için yükümlünün ihtirazi kayıt koyarak yaptığı beyan üzerine itirazda bulunması ve işlemi yargıya götürmesi idarece engel olunamayacak bir durumdur. Yasal dayanaktan yoksun olarak alınmış bu karar bireysel kanaatlerden öteye geçmemelidir. O dönemde Vergi Mahkemesince alınan bir kararda ihtirazi kayda yer vermenin yükümlünün beyanda bulunurken aynı zamanda aksi beyanda bulunduğu anlamına geldiğine yer verilmişken Bakanlıkça hak olarak nitelendirilmiştir.
 
Normal usulde beyanname veren yükümlü ile ihtirazi kayıtla beyanname veren yükümlü arasında ödeyecekleri vergi ve cezai yaptırımlar açısından farklılıklar bulunmaktadır. Şöyle ki; ihtirazi kayıt koymadan beyanname veren yükümlü, gümrük idaresinin belirlediği Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonundan (GTİP) farklı bir GTİP beyanında bulunduğundan Gümrük Kanununun 234. maddesi hükümleri uygulanarak 3 kat vergi cezasına hükmedilecektir. Risk analizi kriterlerine göre firma riskli gruba girecek, diğer ithalatları kontrol edilebilecektir. Ayrıca bazı hallerde yükümlüler 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamında soruşturulabilecektir. İhtirazi kayıtla beyanname veren yükümlü ise sonradan kontrole tabi olmayacak, hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu hükümleri uygulanmayacaktır. Yükümlü ihtirazi kayıtla beyanını yapıp eşyasını ithal etmekte ardından dava açmakta ve dava sonucunda davayı kaybederse başlangıçta ödemiş olduğu vergi haricinde, başka vergi ödemeyeceği gibiGümrük Kanununun 234.maddesi çerçevesinde 3 kat ceza da ödemeyecektir. Ancak davasını kazanırsa da fazladan ödemiş olduğu tüm vergileri geri almaktadır. Fakat aksini yapıp kendi beyanında ısrar etmesi halinde ise hem idari ceza hem de duruma göre adli ceza ile karşı karşıya gelmektedir. Bu durumda ihtirazi kayıtla beyan yapıp dava sonucunu beklemek, ihtirazi kayıt yapmadan beyanında ısrar etmesinden daha yararına olacaktır.
 
KDV Kanununun 29/2 ve 32. maddelerinde iade hakkı doğuran işlemler tadadi olarak sayılmıştır.  Gözetim uygulaması kapsamında yapılan ithalatlar KDV Kanununda düzenlenmiş iade hakkı doğuran işlemler arasında yer almamaktadır. Dolayısıyla eşyanın ilgili mevzuata göre tespit edilen kıymeti üzerinden ödenen vergilerin iadesi mümkün değildir.
 
Hala devam etmekte olan uyuşmazlıklar yargının dayanağı olacak yasal düzenlemeleri yapmakla çözülebilir. Yükümlülerin beyan ettikleri kıymetin ek beyan kapsamı altında olmadığı açıklığa kavuşturulmalı, ödenen vergilerin iade ve geri verme şartları açıkça belirtilmelidir. Bir diğer çözüm ise eşyanın gerçek satış bedeli ile gümrükçe belirlenen kıymeti arasındaki farkın gider olarak yazılarak fazla fark çıkmasını önlemektir.
 
Av. Gülşah ÖZAY

Yönetim Kurulu Üyeleri

İsimler için resme yaklaşın

  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder
  • Huder